Yaşam alır götürür bilinmeyen kendi dünyasının içine;savur kıraç topraklardan iklimsiz yerlere.
Bir kuşun kırık kanadında uçurur gider.
Bilirsin? Nasıl olur demeden,
gidersin?
Gitmelisin o yolculuklara,hiçbir şey almadan,ufukta doğan,gecelere,gündüzlerine.
Biriktirirsin adına ne dersen de. Bir sıcak el arar.Tutunmak istersin; baba eli gibi.
Bir yerde olmalı,zamanın gizlenmiş bir yerinde;uzak yollara düşüren;amansız bir hastalıktan kurtulabilmek gibi,.
Yüzyılların çöl susuzluğundaki ,buluttan düşen düş gibi.
Güzel günler göreceğiz diye düştük yollara,yıllar yılları kovaldı,uzun okul yılları,Adana,Konya,İzmir.
En başında İstanbul,ah o Istanbul ki,yüreklerimize işledi, insan olmayı,en iyi olmayı,dünyanın kaç bucak olduğuna kadar.Öyle koynunda büyüttü bizleri.
Ne anam farkındaydı,ne de babam.Çocukluk arkadaşlarım da anlayamadı.
Toroslar’ın azgın pınarı İvriz bir kere git demişti.Düştük yollara, daha on üçündeyken tek başına “yollarım olmalıydı diyerek”.
Ah canım güzel İzmir,nasıl sevmişti beni,ben ona o bana,vefalıydık bir birimize.Köklerimize inen hazin bir şarkıydı,tutkulu sevdaydı umudu.
Memleketti,özlemdi,ayrılıktı,onurdu yüreklere işlenen.Öyle olmalıydı.Benzemezdi senin gibilerin kaderi,yazgına hile katılmamıştı. Anadolu Öğretmenini bekliyordu güzel ülkem.Sevdalı yüreğini İzmir’de bırakarak Ağrı yollarına düştün,Diyadin,Mirzecan (Taşbasamak Köyü),Diyadin Lisesi yudum yudum içti seni,yüreklerine bastı.Ağrı Dağı selamladı beş yıl kucakladi.
Vefalıydı Murat Nehri, Gıli Dağı,Aladağlar yürekli insanları, yürekleri de sımsıcaktı.İlk orada baba oldum.Karlı yollara bakarken hep umutlarımı artırdı.Yüreklendirdi.
Şimdi dur biraz, daha yolların bitmedi diyordu zaman; otuz yıldan fazladır Mersin’deyim.İkinci kez bu kentte baba oldum.Ben bu şehri İzmir’in yerine koymadan sevdim.Bu şehri kendim için sevdim,bana çok benziyordu.Gazeteci olarak da çok sevdim, öğretmenliğim gibi.İnanın bu kentin her dokusuna dokundum,Tevfik Sırrı Gür Lisesi’nde olduğum gibi,yüzlerce çocuğum oldu burada,,yüzlerce torunum oldu,dokunamadan çoğu kez..
Düşünürüm bir türlü yolunu bulamam, çok kişinin yaşamına dokunduğumu bilirim de iki oğlumun yaşamına dokunanıldı mi ne?Onlar farklı mıydı? Hissettirebilemedim mi evlatlarıma ? Yoksa,her babanın yaptıklarıydı benim yaptıklarım da-biz mi çocuklarımızı babamızdan daha sevdik,babamız mı bizi çok sevmedi anlayamadık-tüm sevgimizi koşulsuz sunduk,özlemlerimizi sunduk çocuklarımızın ayağına.Böyle olmalıydı,biz çocukluğumuzu sevdik,çocuk yüreğimiz büyümedi hiç.
Biz de çocuktuk, bir kaşıkta yudum yudum sevgiyi içtik,un çorbalarına ekmek katıp içtik
On üç yaşımdaydım,elim ekmek parasıyla tanışdığında. Babama bir küçük armağan vermeyi hep istedim, "veremedim" derim de, babam ı mutlu ettiğim anlarım da oldu.Çok severdi.Böyle bu günlere geldim.Yüreğimden öperek sevdi babam,her dönüşlerimde hep gözlerimden öperdi.Nasıl severdi,derinlerinden kopan ırmaklar gibi. Bana yaşadıklarını anlatmayı severdi,okuduğu kitapları paylaşırdı.Görmediği Selanik’i anlatırdı.Kozana’daki annesinin acı günlerini.
Kapının tokmağını her çalışımda heyecanlanırdım..dönüşlerim özlemdi.”Aslanım gelmiş” derdi eve dönüşlerimde .Dünyanın neresine gitmişsem gelirdi yanıma,Gezerdik her yeri,akşam yemekleri babam yapardı .
Hep sıcak bir eldi,o sıcak eli ben de taşıdım çocuklarıma,binlerce çocuğa da…
“Ah İvriz koy verdim git dedin.; gittim gurbet yollarına" Düşürdün aklıma yine babamın taş plaklarını. Yeşile sevdalı Ereğlim;Lisem,köklerim sende.Vefasız da değildim,dönemedim.
"Şimdi uzaklardan bakan ben oldum".babamın sevdiği bir türküde.
Bir ben miyim sanki tek başına olan; bizim kuşak alışkın-uslanmaz bir vaka- alışkın yanlızlığa.
"Uzakta bir yer var,
dalgaların sesine hasret akan
hüzünlü İvriz
umud yüklü,
yorgun yürekler taşır"
.Baba olmak;bir insanın ta derinliklerinde hissederek.Bir damlacık sevgide….Bir yudumda baba olmak....
Salih Pala
MERSİN KENT HABER