Prof. Dr. Aynur Özge: Hafızayı Taşıyan Bağları Korumalıyız

21 Eylül Dünya Alzheimer Günü kapsamında Mersin Alzheimer Derneği, Mersin Ticaret ve Sanayi Odası (MTSO) Meclis Salonu'nda “Sosyal Beyin: Hafızayı Taşıyan Bağlar” adlı söyleşi ve sergi düzenledi. Alzheimer hastalığı yalnızca bellek kaybı üzerinden değil; insan ilişkileri, sosyal bağlar, beden, duygu ve anlam dünyasıyla birlikte ele alındığı söyleşide Prof. Dr. Aynur Özge, beynin ilişkilerin içinde geliştiğine ve sosyal bağların yaşam boyunca önemli bir dayanıklılık alanı oluşturduğuna dikkat çekti.

GÜNCEL - 21-09-2026 17:10

MTSO Meclis Salonu ve MTSO Sanat Galerisi'nde 21 Eylül Dünya Alzheimer Günü dolayısıyla etkinlik düzenlendi.  Etkinlikte Mersin Alzheimer Derneği ve Yaşlı Yaşam Merkezi Yönetim Kuruku Başkanı Prof. Dr. Aynur Özge  “Sosyal Beyin: Hafızayı Taşıyan Bağlar” başlıklı söyleşi ile Sıdıka Şengül Ekinci'nin "Solmayan Yapraklar" -yaprağa nakış sanatı- sergisi büyük ilgi gördü.

Etkinlikte Başkan Prof. Dr. Aynur Özge,gelirini Mersin Alzheimer Derneği'ne bağışladığı  "Sosyal Beyin" adlı yeni kitabını okurlarına imzaladı. Etkinlikte Mersin Büyükşehir Belediyesi  Halk Sağlığı ve Denetim Şube Müdürü  Sonay Kılıç, 21 Eylül Dünya Alzheimer Günü ile ilgili bir konuşma yaptı. 

Prof. Dr. Aynur Özge  “Sosyal Beyin: Hafızayı Taşıyan Bağlar” söyleşisinde Alzheimer hastalığına ilişkin farkındalığın yalnızca hastalığın kendisiyle sınırlı kalmaması gerektiği vurgulandı. Söyleşide hafızanın bireysel bir bilgi deposundan çok, insan ilişkileri ve yaşam deneyimleriyle şekillenen dinamik bir yapı olduğu anlatıldı.

“Beyin ilişkilerin içinde gelişiyor”

Prof. Dr. Özge, söyleşisinin temel yaklaşımında, beynin yalnızca bireysel bir organ olmadığı, ilişkilerin içinde sürekli yeniden şekillenen canlı bir sistem olduğu ifade etti. Alzheimer hastalığının da belleğin yalnızca bilgileri depolayan bir mekanizma olmadığını gösterdiği belirtilerek, kişinin kimliği ile kurduğu sosyal bağların birbirinden ayrı düşünülemeyeceği ifade ettiği söyleşisinde beynin dış dünyayı olduğu gibi kaydetmediğine dikkat çekilirken, geçmiş deneyimler, beklentiler, beden durumu ve kişinin kendisini ne kadar güvende hissettiğinin yaşanan olayların yorumlanmasında etkili olduğu belirtti.  Aynı olayın farklı kişilerde farklı duygular oluşturmasının da beynin olaylara verdiği anlamla bağlantılı olduğu ifade etti.

“Beyin bir kamera gibi çalışmıyor”

Özge,  beynin çalışma biçimi “tahmin etme ve güncelleme” süreci üzerinden anlatımını beynin dış dünyadan gelen bilgileri geçmiş deneyimler ve beklentilerle karşılaştırdığı, beklenti ile gerçek duyusal bilgi arasındaki farkın ise yeni öğrenmeler için önemli olduğu kaydetti.

Beynin bir kamera ya da ses kayıt cihazı gibi çalışmadığı belirtilerek, dış dünyadan gelen bilgilerin çoğu zaman eksik ve belirsiz olduğu, beynin bu boşlukları geçmiş deneyimler ve beklentiler doğrultusunda tamamladığı aktarıldığını ifade eden Özge, "Bu nedenle kişinin yaşadığı deneyimin yalnızca dışarıda gerçekleşen olaylardan değil, beynin bu olaylara verdiği anlamdan da oluştu" dedi.

Beden de hafızanın ve duygunun parçası

Beynin yanı sıra bedenin de yaşanan deneyimin önemli bir parçası olduğu vurgulayan Özge, kalp atışı, nefes, kas gerginliği, mide ve bağırsak hareketleri, vücut ısısı, açlık, tokluk, ağrı ve enerji düzeyi gibi bedensel sinyallerin beynin yaşananları yorumlama biçimini etkilediği bu süreçte “interosepsiyon” kavramına da dikkat çekilerek, beynin bedenin içinden gelen sinyalleri algılama, yorumlama ve bir araya getirme becerisine işaret etti.

“Bellek bir arşiv değil, aynı zamanda bir editör”

Özge, Alzheimer hastalığının ele alındığı bölümde ise belleğin yalnızca bir arşiv gibi değerlendirilmesinin eksik olacağı ifade ederken  “Beyin aynı zamanda bir editördür” yaklaşımıyla, anıların her hatırlamada kişinin bugünkü duyguları, içinde bulunduğu bağlam ve ilişkileriyle yeniden kurulabildiği dile getirirken Alzheimer sürecinde yaşanan kaybın yalnızca bir bilginin hatırlanamaması olmadığı; kişinin belleği düzenleme ve yeniden kurma sürecinin de zorlanabildiği belirtti.

Sosyal beynin beş katmanı

Özge, “sosyal beyin” kavramı beş temel başlık altında ele alındı. Bunlar; kendimle ilişkim, iki kişilik evren, aile ve yakın çevre, toplumsal beyin, anlam ve nörolongevity olarak sıralandı.

Sunumunda ana fikri ise “Beyin, ilişkilerin içinde gelişir; bağlarla korunur; anlamla yön bulur” ifadeleriyle özetledi.

“Önemli olan temasın niteliği”

Alzheimer bakımında sosyal ilişkilerin önemine de dikkat çekilen söyleşide, tek başınalık, yalnızlık ve sosyal izolasyonun aynı kavramlar olmadığı vurgulayan Özge,  Kalabalık bir evde yaşayan bir kişinin dahi kendisini görünmez veya duyulmamış hissedebileceği belirtilirken, hedefin yalnızca ziyaretlerin sayısını artırmak değil, anlamlı sosyal teması güçlendirmek olduğunu ifade ettiği açıklamasında sosyal bağların stres yanıtı, uyku, davranış ve kalp-damar sistemi gibi farklı alanlarla ilişkili olduğu aktarılırken, bu ilişkilerin her birey açısından doğrudan nedensellik anlamına gelmediği de özellikle vurguladı.

“Tanıdık bir yüz, bazen en karmaşık açıklamadan daha etkili”

Demans bakımında güven duygusunun önemine dikkat çekilen sunumda, tanıdık bir yüz, yavaş bir ses ve öngörülebilir bir ritmin önemli olabileceği belirten Özge, bakım veren kişinin yalnızca günlük işlerde yardımcı olan biri olmadığı, aynı zamanda kişinin dış dünyayla ilişkisini düzenleyen önemli bir destek olduğu ifade etti.

Sosyal rezerv kavramına da değinilen Özge, söyleşide, güvenilir ilişkiler, karşılıklı destek, aidiyet ve birlikte düzenlenebilme kapasitesinin yaşam boyunca birikebilen ilişkisel dayanıklılık unsurları olduğu aktarıldı. Bunun hastalığı engelleme garantisi olmadığı, ancak yaşamın yükünün taşınma biçimini etkileyebileceği belirtildi.

Ailelere çağrı: “Küçük ama sürdürülebilir temaslar”

Söyleşinin son bölümünde Alzheimer ve demans sürecinde sosyal bağların günlük yaşamın bir parçası hâline getirilmesi gerektiğini vurgulayan Özge, sosyal bağın “ilaç gibi değil, ritim gibi” düşünülmesi gerektiği belirtilerek; her gün bir ses, haftada bir yüz yüze görüşme, ortak bir etkinlik ve düzenli olarak yeni bir bağ kurma fırsatının küçük ancak sürdürülebilir sosyal yatırımlar olabileceği ifade etti.

Prof. Dr. Özge, “Alzheimer bazı anıları soldurabilir; fakat sevgiyle dokunulan hayatlar, sanatla ve ortak hafızayla iz bırakmaya devam eder” sözleriyle söyleşisini tamamladı.

Mersin Büyükşehir Belediyesi  Halk Sağlığı ve Denetim Şube Müdürü  Sonay Kılıç, 21 Eylül Dünya Alzheimer Günü ile ilgili selamlama konuşmasında  alzheimer konusunda toplumsal bir farkındalığı artırmak, bilginin yol göstericiliğini, sanatın iyileştirici gücünü  ve dayanışmanın  birleştirici ruhunu  paylamak için birarada toplandıklarını dile getirerek Mersin Büyükşehir Belediyesi olarak 2024 yılında faaliyete başlayan  Gülümse Alzheimer Yaşam Merkezimiz, Sağlık İşleri Dairemiz bünyesinde hizmet veren  Yaşlı Destek Birimimiz ve  evde sağlık, bakım, temizlik, fizyoterapi, psikolojik destek  ile sosyal  inceleme hizmetlerimizle  Mersinli vatandaşlarımızın yaşamına dokunuyoruz, ihtiyaçları olduklarında yanlarında olmaya gayret gösteriyoruz" dedi.

Programın ardından Sıdıka Şengül Ekinci’nin “Solmayan Yapraklar” sergisine geçiş yapılması planlandı.

 

Günün Diğer Haberleri