Selami Gedik'ten Doktor Mehmet Şükrü Tuncel

Selami Gedik'ten Doktor Mehmet Şükrü Tuncel

Mersin iş dünyasının renkli iş insanı Selami Gedik, "Mersin İleri İlkokulu Cumhuriyet Aydınlanmasında Bir Eğitim Yuvası Selami Gedik" adlı kitabıyla kent belleğinde özel bir yeri olan Doktor Şükrü Tuncel ile ilgili ilginç yazısıyla yeniden hatırlamay ner dersiniz?

Selami Gedik'ten Doktor Mehmet Şükrü Tuncel
Selami Gedik'ten Doktor Mehmet Şükrü Tuncel Salih Abidin Pala

Doktor Mehmet Şükrü Tuncel

Kentine  ve insanlarına sevdalı   bir hekime  övgü.,

Doktor Mehmet Şükrü Tuncel 20 Temmuz 2022 günün ilk saatlerinde 90 yaşında Mersinde uzun uykusuna yattı.

08.02.1932 yılında beş çocuklu bir ailenin  dördüncü çocuğu olarak Mersinde dünyaya gelmişti.

Huriye ve Hüseyin Tuncel çifti Lefkoşa doğumluydu.

Hüseyin efendi kentte “Yorgancı Hüseyin Efendi” olarak tanındı,beş çocukları oldu, Vedia,Ahmet,Vicdan,Mehmet Şükrü ve Akile Mersinde dünyaya gözlerini açtılar ve kentin okullarında okudular.

Mehmet Şükrü okula gitme zamanı geldiği zaman,yeni açılan ve eve en yakın olan İleri İlk Okuluna gönderildi.

İlk Okul da üç değişik ögretmeni oldu.

Birinci sınıfta Nazmiye Etik

İkinci sınıfta Samime Somer

Üç,dört ve beşinci sınıfta Nuriye Akar.

Son öğretmeni karakterine ve eğitimine ağırlıkla yön veren öğretmendi.

“Üniversiteye kadar neredeyse öğrettikleri ve özellikle matematik öğretileri tamamen temel oldu,”hele öğretmenimiz kesirleri anlattıktan sonra,beni tahtaya kaldırarak tekrar anlattırması,belleğime silinmeyecek bir şekilde yerleşti  sanki hapsedildi” diyecekti

Baba Hüseyin efendi ailesine aşırı düşkündü, “, sözü burada okul arkadaşı Konya Pazarı dükkanı sahibinin oğlu Yaşar Yaşer’e verelim, “ Hüseyin amca ailesine çok düşkündü, hafta sonu onlara gitmeyi çok severdim çünkü baba tüm aileyi toplayıp kırlara pikniğe götürürdü, pikniğe yürüyerek ,bende onların ailesine katılıp giderdim,kır dediğimizde,hastaneye giden yola girdiğimizde her taraf yemyeşil ve badem ağaçları ile kaplı geniş araziler piknik için ideal idi”* Doğa zevkimi bu aile ile edindim diyebilirim diyor Yaşar Yaşer bey.

Tevfik Sırrı Gür Lisesindeki eğitimden sonra M.Şükrü Ankara Tıp Fakültesini kazanarak okumaya Ankaraya gidiyor ve hekim olarak mezun oluyor.  

Evlenerek, eşi ile askerlik yapmak üzere,1958 yılında Cizre’ye   gidiyorlar, Askerlik sonrası doktora eğitimi için  Newyork’a gidiyor, ve Columbia Üniversitesine bağlı,  Martland Medical Center (tıp merkezi) da dahiliye uzmanlığı ve ikinci anadal olarak röntgen ve endoskopi ağırlıklı gastroenteroloji eğitimi alıyor.Üç değişik hastanede ve en uzun sürede Columbia üniversite  hastanesi acil servisinde toplam altı yıl çalışıyor. Columbia Üniversitesi 5000’den fazla Üniversitesi olan A.B.D’de daima “Fildişi Ligi” denen ilk on üniversite arasına giren, yıldız gibi parlayan bir üniversite.

Annesi ve eşinin istemleri üstüne ülkesine ve Mersin’e dönüyor, annesi “oğlum ATAŞ Rafineri hastanesi doktor arıyor, Cumhuriyet gazetesinde okudum” deyince isteksizce başvuru yapıyor, o sırada yönetimde bulunan Amerikalı genel müdür, kendisi ile iki kez görüştükten sonra ATAŞ Hastanesi başhekimliğini teklif ediyor. Ülkenin 1960’lı yıllarda kurulan petrol rafinerisi hastanesinde 14,5 yıl hizmet görerek, sağlık,dostluk,neşe ve mutluluk dağıtıyor. Yine idarenin izini ile öğleden sonraları hastane caddesine açılan bir sokakta olan ailesine  ait evin birinci katında bir muayehane açarak hasta kabulüne başlıyor

Köylülerin dağ köylerinden gelerek kentin kalbine giren ana cadde üstünden Yogurt Pazarına ve Silifke caddesine ulaştığı bu adreste çok sayıda hastaya ücret almaksızın  bakmaya  başlıyor.

Bir gün Tarsus’tan Amerikan koleji müdürü, aynı zamanda rahip olan Wallace Robeson eşliğinde bir hademenin kucağında 35 kg ağırlığa düşmüş bir hasta kadın getiriliyor, müdür hastanın Kolej yerleşkesinin yerini bağışlayan Abraham Koloncuyan’ın torununun,torununun kız olan Sima Koloncuyan olduğunu bildiriyor, tıbbi kontrollerde hastanın koltuk altı ve kasık lenf bezlerinin aşırı şişkin olduğunu görüyor,bunun on üç nedeninden hangisinin hastalığa yol açtığını bulması uzun sürmüyor ve tanıyı koyuyor.  Hasta “sığırlardan geçen sığır tüberkülozuna yakalanmıştır”. Doktor,  Allaha yalvardım bu hastayı benim yardımımla şifa bulsun diye ifade ediyor, verilen ilaçlarla hasta on beş günde yürür hale geliyor  ve doksan günde normal hayatına dönüyor. Tüm ısrarlara ragmen bu üç ayda sık sık Tarsusa giderek hastayı kontrol etmeme rağmen hiç para kabul etmedim diyor. Özel olarak bu hastadan değil,  çokça  hastalarından para almıyor, bir çoğunun ilaçlarını ücretsiz buluyor, bulduruyor  ve veriyor. Doğal olarak hasta sayısı giderek çok artıyor.

İşte pandoranın kutusunun asli işlevini yitirerek, iyilikler kutusu olarak açılması  ve gün yüzüne çıkması  altmışlı yıllarda burada sahne alıyor, Doktor Tuncel kentte hastalık tanısında yoğun ve yaygın olarak laboratuar ve röntgen kullanmaya başlıyor,kentte olan bir iki laboratuar ve röntgen çekimi hızla artıyor.

Halbuki o sırada kentin bir çok  hekimi, ikinci dünya savaşından önce Avrupa da Verem hastalığı tanısında kullanılan, ve hiç işe yaramayan, on miliamper gücündeki  röntgen lambalarını, Verem ilaçlarının sentezlenmesinden(bulunmasından)  ve ticari olarak kullanıma sunulmasından sonra çöpe atmışlardı. Bazı uyanıklar çöpe atılan bu cihazları Avrupadan toplayıp gelişmekte olan ülkelere satarak, büyük paralar kazanmış ve binlerce hastanın ölümüne neden olmuşlardır.

Altmışlı yılların başından itibaren bunları alan Anadolu kent ve kasabalarındaki hekimler kapılarını küçük tabelalar asarak “Ayna var”, “Ayna ile bakılır”diyerek sanki hastanın iç organlarını görüyor kanısı uyandırmışlar ve çok sayıda hastayı yanlış tanı ve ilaçlarla ölüme sürüklemişlerdir.

O tarihteki kent başsavcısının istemi ile hapishane baş gardiyanına bakan kan testleri ve röntgen filmi isteyen Dr Tuncel hastanın kolon kanseri olduğunu tanısını koyup, hastanın yaklaşık bir senedir “ayna ile bakan” bir hekim tarafından tedavi edilmeye çalıştığını öğrenmiş ve bu işi yapan hekimlerin tehditleri arka arkaya gelmeye başlamıştır.

Kısa süren yasal savaş,”Aynası olan” hekimlerin “aynalarının kırılarak” aleyhine sonuçlanmış ve 1968 yılından sonra kentte “ayna ile bakma” sona erdirilmiştir.

Doktor Tuncel,1979 yılında Ataş rafineri hastanesinden ayrılarak, kentteki ofisinde tam zamanlı olarak hasta kabulüne başlamış, ve bu hekimliğinide 1984 yılında aşırı çalışmaya bağlı olarak sürmenaj nedeni ile sonlandırmıştır.

Bundan sonraki hayatında yoğun olarak okuyan, çocukları ve dostları ile vakit geçiren doktorumuz,ticari hekimliğe tamamen son vermiştir.

Burada noktayı koymadan önce, kentteki yakın dostları; Şarl Nader,Megi Nader, Fonda Tahinci, Gabriel ve Edvar Butros,Hanri Atat,Piyer Dakkak,Selim Salman,Maryo Diyap,Şaşati,Dumani,Nakkaş,Levante ve Şelfun aileleri bir dilekçe ile kendisine başvuru yaparak “Doktorluğu bırakarak bizi doktorsuz bıraktığınız için sizi mahkemeye vererek,yasal yollardan bunu engelleyeceğimizi beyan ederiz” demişler ve kendisini unutulmaz bir şaka ile uğurlamışlardır.

Çok ve yoğun okuyan,dünya ve ülke basınını yakından takip eden,masasında,koltuğunun yanı başında Lancet,Harvard Medical Review (tıp uzmanlık dergileri),Times, Newsweek gibi popüler siyaset ve genel kültür dergileri eksik olmazdı.

Gerekli gördüğü,  benim özellikle ilgilendiğim konular ve Alzheimer konularındaki güncel makaleleri işaretler ve okumamı önererek bana verirdi.

 

Doktor Tuncel,Son on beş senede  yakın dostluğunu,ağabeyliğini,tıp bilgisini cömertçe bana kullandırdı.

22 yıldır,Alzheimer ile boğuşan annemin tüm ilaçlarını,günlük yaşam çizelgesini,neler yemesi gerektiğini,fizyo terapi çalışmalarını uzaktan kumanda ile düzenledi.

Geriatri konusunda özel eğitim almamış,ülkenin en önemli Geriatri uzmanı idi.

Ailesinden aldığı doğa sevgisi ile, altmışlı yılların ikinci yarısında Toros dağlarında yaylalık yer ararken Yeniköylülerin önerisi ile aldığı arazide Ataş çalışanları ile kurduğu kooperatif ile ormanın ve doğanın tam kalbinde yayla evleri yapımına önderlik etmiş ve bugün kentin en gözde yayla evleri olan Yeniköy, Ataş evleri böylece yaşama geçmiştir.

Vefa’nın bozası ile ünlü bir semt olmadığının ve kelime anlamının ne olduğunu Dr M.Ş.Tuncel’de gördük, yaşamının sonuna kadar dostlarına,özellikle Ataş Rafinersinde edindiği arkadaşlarına bağlı kaldı,herkesin yardımına her an koştu, çözüm yolları ve alternatiflerini önerdi.

Alçak gönüllülüğünde sınır tanımazdı. 2021 yılı Temmuz ayında  Yeniköydeki evinde yakın dost ve komşularına verdiği davette eşi Şenay hanımefendi ile altmışbeşinci evlilik yıl dönümlerini kutladık, balkondan birer küçük konuşma yaptılar, komşularına biz dostlarına yine ve yeniden neşe,mutluluk dağıtıp,ümit aşıladılar.

Parlak beynini güncel bilgiler ile daima dahada parlatarak çevresine ışık saçtı.

Bana yapılan yanlış ve yanlı bir tıbbi girişimi, neredeyse kendine yapılmış gibi algılayarak, çözüm yolları önerdi, ve çözümü takip etti.

Ayaklı kütüphanemiz, hayat koçumuz,kentin yeri doldurulamaz diğergamı.bizleri nemli gözlerle arkada bırakarak uzun uykusuna yattı.

Sosyal medyada yaş günü, bayram,yılbaşı tebrikleri ve taziye iletilerine hiç itibar etmedim., bana yasak savar, ruhsuz,duygusuz ifadeler olarak göründü. “ışıklar içinde uyusun, “mekanı cennet olsun”, “Allah rahmet eylesin” ifadeleri soğuk ve histen yoksun,kalıplaşmış ifadeler.

Söndürün ışıkları dostlar,  saygıyla selamlayın onu, kentine, insanlarına yüreğini,sevgisini katarak,hizmet gören  kent aşıklısı bir bilge hekim huzur içinde uyusun.

Aramızdan yıldız gibi kayarak  uzaklaşan , bizleri  yetim bırakan dosta ve yaşamına selam olsun.

Selami Gedik

01.08.2022

Belenoluk

 

 

*”Mersin İleri İlk Okulu,Cumhuriyet Aydınlanmasında Bir Eğitim Yuvası Selami Gedik”  sf:144