Ahmet Ümit Aloğlu Bedriye Korkankorkmaz'ın Şiirinde Beyt-i Bercesteler
Advert
Bedriye Korkankorkmaz'ın Şiirinde Beyt-i Bercesteler
Ahmet Ümit Aloğlu

Bedriye Korkankorkmaz'ın Şiirinde Beyt-i Bercesteler

Advert

Beytin  sözlük anlamının "ev", "hane"," aile topluluğu" olduğunu biliyoruz.

Halk şiirimizde nazım birimi "dörtlük" olduğundan beyit yoktur.

Beyit,  Arapçadır.

Arap kültüründen İran kültürüne oradan da bize gelen,  bizde şairler şiirlerini topladıkları kitaplara DİVAN dedikleri için "Divan Edebiyatı" adını alan edebiyatın  nazım birimidir.  

Aynı ölçüyle yazılmış, anlam bütünlüğü olan iki dizeden oluşan "nazım" dır Beyit.

Divan şiirinde beytin ilk dizesine "mısra-ı evvel", ikinci dizesine de "mısra-ı sanî" denirdi. Aslı bir Arap vezni olan aruz vezniyle yazılırdı.

Aruz vezninin her parçasına "tef'ile, cüz", denir. Tefilenin ilk parçasına sadr, son parçasına arûz denirdi. İkinci dizenin ilk parçasına iptida, son parçasına acz, darb ya da kafiye denir.

Sadr ile arûz arasında ve ibtidâ ile acz arasında kalan parçaların adı ortaktı: haşv...

Örneklersek:

Dost bî-pervâ felek bî-rahm devran bî-sükûn

Derd çok hem-dert yok düşman kavi tâli zebûn (Fuzuli)

Birinci dizede "dost bi pervâ" - sadr

"bî-sükûn" - arûz

"felek bî -rahm devran"- haşv'dir.

İkinci dizede "dert çok"- ibtida,

"zebûn" acz

"hem dert yok düşmen kavî tâli" ise haşv'dir.

Beyitler kafiye bakımından da adlandırılırdı:

Kafiyeli beyitlere, beyt-i musarra, kafiyeli olmayan beyitlere, ferd veya müfred denirdi.

Gazelin ilk beyti daima beyt-i musarra olurdu ve matla adını alırdı. Ondan sonraki  beyte, yani ikinci beyte hüsn-ü matla; gazelin son beytine  "beyt-i makta", ondan önceki beyte de hüsn-ü makta denirdi.

Gazelin en güzel beytine "beyt'ül gazel", kasidenin en güzel beytine "beyt'ül kasid" denirdi.

Anlamca ve biçimce çok güzel beyitlere "beyt-i berceste" denirdi.

Bakî'nin

Kadrini seng-i musallâda bilip ey Bâkî

Durup el bağlayalar karşında yâran saf saf

 

II Selim (Yavuz)in,

Şîrler pençe-i kahrımda olurken lerzân

Beni bir gözleri ahuya zebûn etti felek

 

Enderunlu Vasıf'ın

Ol gülendâm bir al şâla bürünsün yürüsün

Ucu gönlüm gibi ardınca sürünsün yürüsün

 

beytleri, beyt-i bercestenin seçkin örneklerindendir.

 

Şiir açısından önemli olan, beytin bir anlam bütünlüğü taşıması;  olabilirse bu anlamın etkileyici, hikmetli, öğretici, yol gösterici, düşündürücü, gönül serinletici gibi özelliklerde olmasıdır.

Bir önceki yazımızda Bedriye Korkankorkmaz'ın "Eski Eser Karanfiller"  adlı kitabındaki şiirlerin bize göre mısra-ı berceste değerindeki (seçkin ) dizelerini bulmaya çalışmış, beyitlerini de araştıracağımızı, berceste beyitleri (seçkinlik arzeden beyitleri) belirlemeye çalışacağımızı vaad etmiştik. Burada o sözümüzü yerine getirme çabasındayız.

Yeri gelmişken bir kez daha söylemeliyiz ki ne seçkin dizelerini ne de seçkin beyitlerini okuyarak "Eski Eser Karanfiller"i okumuş olmayız. Eseri edinip her şiiri bütünlüğü içinde değerlendirmek gerekir. Çünkü, çağımızda şiir, eskiden olduğu gibi parça güzelliği ile değil, bütünlüğü ile, bütünün taşıdığı anlam, lirizm, dilinin ritmi, şiiriyeti, taşıdığı imgesel değerler gibi ölçütlerle değerlendirilmektedir.

 

BEYİTLER:

 

Toprak Gibi Ölmeyeceğim'de:

"yazın yaprak döken meyve ağacıyım

korktuğunuz tüm gerçeklere kök salan"

 

Kadın'da:

"haksızlıkların örselediği kadın

çıplak kemik gibi tanıyor insanları"

 

Soylu Kadın'da:

"içlerini gördüğüm ruhlar gibi

gör aklımın derinliğindeki yerini"

Olabilse de "Soylu Kadın"ı tümüyle buraya alabilsem; çünkü şu beyitleri de bana berceste görünmektedir:

"beni sevdiğini söyle

ölüme caka satayım"

.....

"karanfil gibi kokluyorum

ruhumu talan eden hasretini"

 

Çocuk Mezarları Gibi Söyleyecek Çok Şeyleri Vardı Yaşadıklarının'da:

"silahlar düşünceyi değil insanı öldürüyor

çiçek tarlalarına düşüyor mermiler"

 

Cehennemi Temizleyen Bedevi Derviş'te:

cehennemdeki bedevi derviş

benim, dünyanın ıstırabını çeken"

 

Sevgili'de:

"ne okyanusumda yüzen

 ne ayak basan oldu kıyılarıma.

....

"sarhoşken kendini  bana benzeten sevgili

lekesiz saadetler gibi çal kapımı"

 

Bir İnsan Arıyorum'da:

bir insan arıyorum

kalbi yüzme bilmeyenlerin denizi olan"

 

Sevgiliye Yakınma'da:

"ölülerin çiçeğe kapanan gözlerini

yüreğinin bakışları örtsün."

 

Gülmek Güneşlenmektir'de

"âşıkların gözünde sevgilileri çocuktur

önce sesleri sonra anıları benzer birbirine"

 

Ruhsal ideal'de:

"meleklerin cennetini değil

sevgilinin koynundaki cehennemi istiyorum"

 

Gölgelerin Aynasından Bakıyorum Kendime'de:

"derinliği olmayan insanlar

duymuyorlar rüzgârın türküsünü"

 

Zulüm Köpeklerin Adlarıyla Çağırsa da Beni'de:

"kendime verdiğim sözlere

kurşun işlemeyeceğini biliyorum"

...

kemale ermek için kendimi

yağmurla kuruluyor, güneşle ıslatıyorum."

 

Toprak Kokuyor Suskunluğum'da:

"savaşların esiri olmuş dünyada

sevmeyi bilenleri arıyorum"

 

Özge Şiiri'nde:

"kavrulmuş bir et gibi içimde taht kuran özlemine

ne gelirken dokun ne de giderken"

 

Ölümdür Sevdiklerimi Taşa Çeviren'de:

"mezarların yanından geçer gibi geçtik

bizi birbirimize bağlayan hayatlarımızın içinden"

 

Bu tür çabalarla şiirin bütünlüğüne zarar vermiş olabileceğimi, Ahmet Haşim'in " Anlam araştırmak için şiiri deşmekle, şakıması yaz gecelerinin yıldızlarını ürperten zavallı bir kuşu, eti için öldürmekten farklı olmasa gerek. Et zerresi, susturulan o büyüleyici sesin yerini doldurabilir mi?" sözlerini dinlememiş olacağımı düşünüyorum; ancak benim yaptığım bir anlam araştırması yapmaktan çok anlamlı bütünü aramak olarak da değerlendirilebilir . Ayrıca, bütüne ulaşmanın tek yolunun  parçaların değerini anlamaktan, onları yerli yerince değerlendirmekten geçtiğini sanıyorum.

Bir kez daha "Eski Eser Karanfiller"i okumanızı öneriyorum.

 Ahmet Ümit Aloğlu

Ahmet Ümit Aloğlu- "umitaloglu@hotmail.com" Mersin.

DİĞER YAZILAR