Ahmet Ümit Aloğlu Cumhuriyetten Tiranlığa / Ahmet Ümit Aloğlu
Advert
Cumhuriyetten Tiranlığa / Ahmet Ümit Aloğlu
Ahmet Ümit Aloğlu

Cumhuriyetten Tiranlığa / Ahmet Ümit Aloğlu

Advert

Dilimize pelesenk ettiler: Cumhuriyet, cumhuriyetin kazanımları, cumhuriyet elden gidiyor...

Öyle sanıyorum ki cumhuriyet savunucularına da cumhuriyete kıyıldığını, cumhuriyet kazanımlarının yok edildiğini söyleyenlere de Cumhuriyet ne demektir,

Cumhuriyetin anlamı nedir, desek, kaç tanesi bize cumhuriyetin bir "kurumsal etkinlik" olduğunu söyleyebilir? Kaç tanesi cumhuriyetin anlamının "hükumetsiz devlet" olduğunu bilir? Çoğunun ilk ağızda Antik Yunan'dan ve Roma'dan söz edeceğini sanıyorum. Yani çoğunun cumhuriyetin Eski Yunan ve Roma tarihine ait ve oradan gelişen bir yönetim olduğunu savunacağı kanısındayım.

Hemen çok azının ilk cumhuriyetlerin MÖ 700'lerde yani Antik Yunan'ın en parlak devirlerinden iki- üç yüz yıl önce Hindistan'da kurulduğunu/ yaşandığını bildiğini sanıyorum. Eski Yunan ve Roma cumhuriyetlerinin (MÖ509-27) küçük birimler olduğunu, halkı, zengin Patrisyen denilen ve toplumun sadece %2'sini oluşturan seçkinlerin yönettiğini, bu cumhuriyetlere de bu nedenle "aristokratik cumhuriyet" dendiğini biz cumhuriyet savunucularından kaçımız biliyoruz?

Eskiçağ'dan Ortaçağ'a gelindiğinde cumhuriyetin niteliği değişecek, tüccar cumhuriyetine dönüşecektir. Tüccar cumhuriyetleri, Akdeniz ticareti sayesinde gelişecek, tüccarların ağırlıkta olduğu kent konseyleri tarafından yönetilecektir. Burada dikkat edilmesi gereken husus, bu cumhuriyetlerde halk egemenliğinden söz edilemeyeceğidir.

Avrupa'da Protestanlığın yaygınlaşmasından sonra "Protestan Cumhuriyet"lerin doğduğunu anımsarsak bu cumhuriyetlerde de halkın egemenliğinden değil, dini otoritelerin ağırlığından söz etmemiz gerekecektir. Cumhuriyet rejimlerinin temeli olan parlamentoların, kralların danışma meclislerinden ilhamla gelişmiş kurumlar olduğunu söylesek kim inanır bize? Ya bu kurumların ilklerinin, parlamentoların biraz basit halleri olan Sabha ve Samiti diye bilinen meclislerden, Kadim Hind uygarlığının temel metinleri olan Veda'larda söz edildiğini söylesek kaçımız şaşırmayız?

İngiltere'de, Kral Meclisinin ülke yönetiminde etkin bir kurum olarak gelişmesinin parlamento tarihi bakımından önemli olduğunu, İngiltere parlamentosunun dünyanın en güçlü ilk parlamentosu olduğunu söylesek, bu söylemin İngiltere parlamentosunu oluşturan bireylerin kimlerden oluştuğu sorusu kimin için sorun haline gelir?

Kimler, Antik Anadolu tarihinde önemli bir yeri olan Hititlerin "Pankuş" denilen İmparatorluk Meclisinin Sabha ve Samitilerden de Kraliyet meclislerinden de İngiliz parlamentosundan da önce olduğu kaç kişinin aklına gelir?

Biraz şoven bir savla Anadolu'nun, insanlığın ilk yerleşim alanlarından biri, ilk uygarlıkların anavatanı, cumhuriyete en yakın yönetimi, giderek en uygar cumhuriyeti yaşayan coğrafya olduğunu söylesek itiraz edenler bizim şovenizmimize mi tarihe mi itiraz etmiş olur? Bu zenginliğin/ fakirliğin içinde ilk parlamentodan son tirana ulaşan Anadolulunun kaderini anlamak gerçekten zor.

Gel de Hayalî'yi anma:

"Cihân-ârâ cihân îçindedir ârâyı bilmezler

O mâhîler ki deryâ içredir deryâyı bilmezler"

Ahmet Ümit Aloğlu

DİĞER YAZILAR