Ahmet Ümit Aloğlu Yeni bir Şiirli Mektup / Kavuşamamaların Şiirleri / Ahmet Ümit Aloğlu
Advert
Yeni bir Şiirli Mektup / Kavuşamamaların Şiirleri / Ahmet Ümit Aloğlu
Ahmet Ümit Aloğlu

Yeni bir Şiirli Mektup / Kavuşamamaların Şiirleri / Ahmet Ümit Aloğlu

Advert

Sevgili Ünlemcim,

Aşkın Unutulmayan Öznezi,

Şiirin Gerçek Bileni,

 

Bugün Yunus'tan bir dörtlükle başlayalım mektubuna:

 

İşidin ey yarenler

Aşk bir güneşe benzer

Aşkı olmayan gönül

Misal-i taşa benzer.

 

Canlar Canı,

 

Sana bu mektupta ayrılıklardan, özlemlerden, kavuşamamışlıklardan söz etmek istiyorum.

Bizim şiirimizde, hayır bütün insanoğlunun şiirlerinde yorumu kişiden kişiye değişen başyapıtlar vardır. Öyle ya örneğin "ayrılığı" ya da "kavuşamamaları" yaşayan kim bilir kaç milyon insan, bunları anlatan kaç bin şair vardır. Bunları okuyanlar da elbette kendi ayrılıkları çerçevesinde anlamışlardır.

Hani öyle aşklar vardır ki vuslatı değil ayrılığı yaşamıştır. Yıllar onu unutturmak bir yana büyütmüş, kemale ulaştırmıştır. En küçük çağrıştırıcı bir olay, acıların, yıkıntıların anımsanmasına aracı olmuş, o aşkı ,o acıları, o yıkıntıları yeniden ve hatta daha bir yoğun yaşamasına neden olmuştur aşığın... Bu ayrılıkla, kavuşamamakla özdeşleşmiş, artık hatırdan çıkarılamaz olmuş aşk, sevgiliye ulaşılamayacağını bilmenin çaresizliği ile, umutsuzluğu ile eskilerin "hicran" dedikleri, sözcüğün anlamını aşan bir yaraya dönüştüğünde, hayatın herhangi bir anında, mutlu bir rüyadan sonra, gülerek selam veren komşu delikanlının gözündeki ışıkta, saçlarını savurarak koşturan komşu kızın yaşama sevincinde, bir martının çığlığında, bir Arap bülbülünün uzayıp giden nağmesinde canlanıp yeniden hayatına girer insanın. Yahya Kemal öyle diyor:

"Ya Rab, hele kalp ağrılarım dindi diyordum. "

Oysa eminim ki Yahya Kemal, o ağrıyı tadan kalbin ağrılarının dinmeyeceğini en iyi bilenlerdendi ve bu muhteşem dizede de bunu anlatmak istiyordu. Biz edebiyatımızda o kalp ağrılarının dinmemesini isteyenleri de okuyoruz, hayranlıkla:

 

"Ya râb belayı aşk ile kıl aşina beni

Bir dem belâ-yı aşktan etme cüdâ beni"

 

Cumhuriyet dönemi şiirimizin ustalarından Metin Altıok da "Geriye Kalan" adlı şiirinde bunu mu anlatır; yoksa bitmiş bir aşkın insana verdiği acıları mı?

 

Bir anahtar verdindi bana Kabaran yüreğimi bilerek. Kullanıp durdum onu gönlümce, Aşkıma kenar süsü diyerek; Aşındırdım dişlerini zamanla.

Geriye ben kaldım işte.

Yalan olur sevmedim dersem; Ama yolcu yolunda gerek. Ey ömrümün uğuldayan durağı; Yanlış hesaptan dönerek, Benli günlerini sil istersen.

Geriye sen kaldın işte.

Sen ne diyorsun, nasıl yorumluyorsun bilmiyorum; fakat lütfen şu sorunun çerçevesinde düşün: Bir aşk bitmiş olsa nasıl bu kadar güzel bir şiire konu olabilir!

 

Ya Altay Öktem'in "Kambur" şiirinde anlatılan aşka ne diyorsun? Hiç unutulmamış, hep yüreğin sızıları, acıları, geçmişi, sevginin büyüsünü saklayan köşesinde taşınan "Kambur" olur mu insana? Ah bu şairler, ah!

KAMBUR

uzun bir kışı başlatır sesin tarafsız yangınlarla küllenmiş gibi ağır belki gelirim kar revan içinde belki gelirim eski bir okul gecesinde taş plakta çalan şarkılara karışıp

nilüferler açar gölde.

uzun bir kışı başlatır sesin bir matem gibi yaşarız hayatı soluğumuzda hala kuş lekeleriyle zor aşklar yeniden yaşanmış gibi derin- lerde hissedersin belki gelirim

nilüferler açar gölde.

uzun bir kışı başlatır sesin ölüm eski bir kitaptadır tozlu bir kitapta yaprakları sararmış bir sonbahardır ölüm o eski ellerinle okşarsın belki gelirim kasıklarım yeni doğmuş bir çocuk gibi şaşkın

nilüferler açar gölde.

belki gelirim beni incitme beni üzme sevmeni beklemem zaten sevmek değişti vuracaksan sırtımdaki kambur dann vur beni.

 

Biz biraz ölümlü severiz, sevgiyi ölümle test ederiz. "Uğruna ölümlere gidip gelmek" bu yüzden şiirlerimizden türkülerimize akmıştır. Bak, işte Altay Öktem de ölümlü seviyor "vuracaksan sırtımdaki kambur "dann" vur beni" diyor...Vurulacak, ölecek ama silahın çıkardığı "dann" sesi, gerçeğin belgesi gibi kulaklarında yaşayacak ki öbür dünyada da devam edebilsin sevdası...

Neler saçmalıyorum ben?

Beni boş ver Ünlemcim, ben böyleyim işte, saçmalar dururum. Yunus da öyle değil miydi,

"Ne akılem ne divane, gel gör beni aşk neyledi" derken?

Yine mi uzattım sözü?

Bağışla, başını ağrıttımsa, yordumsa seni.

Hoşça kal,

Esen kal,

Şiirde kal,

Şiir kal,

Sevgimde yaşa...

Özlemlerimle...

Ahmet Ümit Aloğlu,

"ahmetumitaloglu@gmail.com"  Mersin.

DİĞER YAZILAR