Ahmet Ümit Aloğlu Bir Şiirli Mektup Oktay Rıfat Şiiri
Bir Şiirli  Mektup Oktay Rıfat Şiiri
Ahmet Ümit Aloğlu

Bir Şiirli Mektup Oktay Rıfat Şiiri

Advert

Sevgili Ünlemcim,

Her Şiirin Öznesi,

Her Şairin İlham Kaynağı,

Nicedir yazmıyorum sana, kim bilir nasıl da kızıyorsundur bana!

Haklısın, nice kızsan haklısın.

Aymazlık benim yaptığım, sorumsuzluk.

İşte bugün şimdi yazacaklarımla bağışlatabilirsem kendimi, ne mutlu bana.

Kimden söz edeceğimi asla tahmin edemezsin! Çocukluğumuzda bilmece sorardık birbirimize, bilemeyene, bilmecenin zorluğuna göre Ankara’yı ver, İstanbul’u, Konya’yı ver, cevabını vereyim derdik. Şimdi de sen, kimden söz edeceğimi bilemezsin, İstanbul’u demeyeceğim, Bursa’yı ver, kimden söz edeceğimi söyleyeyim sana… Sevgili, bugün I. Yeni sacayağının birinden söz edeceğim sana. Bu üç kişinin hangisinden söz edeceğimi bile tahmin edemezsin; söyleyeyim: Edebiyatımızda, sosyal eleştirinin ve siyasi muhalefetin, esprinin, şu Fransızların humor dedikleri zeka oyunlarının şiirde çağdaş öncülerinden biri olan, Trabzon’da doğmuş, Avrupa görmüş, I. Dünya savaşı nedeniyle doktorasını tamamlayamadan yurda dönmüş, birçok kurumda çalışmış, İstanbul’da ölmüş; Orhan Veli ve Melih Cevdet’le beraber şiirimize farklı bir ses, farklı bir nefes getiren, Garip akımının bu akımı ilk terk edip II. Yeni akımına katılan şairinden, Oktay Rıfat’tan söz edeceğim sana…

Viyana Sevr Lozan;

Ve dünya kadar nutuk

Ve dünya kadar ferman

Gene köylümüzün elinde kara saban

Gene halkımız yarı aç yarı tok

Perişan

 

Gibi, güzel, sevimli şiirler yazmayı bırakıp belki de Jacques Prevest gibi şairleri tanıyıp şiirlerini dilimize aktarırken onlardan etkilenen, hicvi,

Şu zeytinyağlı dolma

Yemek değil rezalet

Rezalet rezalet

HÜRRİYET MÜSAVAT ADALET

tarzındaki şiirleriyle en üst düzeylere çıkaran, sonra da biraz anlamı gizli (apokalips), biraz gizemci, biraz sembolist ama metoforlar şiiri diyebileceğimiz II. Yeniye kayan şairimiz giderek halk şiiri tarzımızı geliştirmeye yöneldi, konuşma dilinin değişik ve zengin olanaklarını kullandığı toplumsal sorunlarımızı konu alan şiirler yazdı. Yalnız şiir alanında eserler vermekle de yetinmedi, romanlar tiyatro eserleri yazdı. Kısaca söyleyeyim: Çok eser verdi, çok ödül aldı.

Kızma, farkındayım, yine uzattım sözü; ama Oktay Rıfat’tan söz ediyoruz; inan daha kısa söz edilemez ondan; ya II. Yeni şairliği içindeki yerinden, ya aldığı ödüllerden, çevirilerinden ve fabl tarzı eserlerinden de söz etseydim…O zaman okumazdın bile.

Şimdi de bu kadarını okumaktan sıkıldığından eminim, haydi şiirlerine dönelim:

Eski Zaman Aşığı

Ben eski zaman âşığıyım

Sevda çeker düşünürüm ağlarım

Bazen tilki kadar kurnaz bazen akılsız

Bazen çocuk gibiyim bazen bakakalırım.

Herkes âşık olur sevdalanır

Bir yolu var gönül çekmenin de

Benimki sevda değil ateşten gömlek

Bir kor düşmüş ışıl ışıl yanar içimde

Ama ben eski zaman âşığıyım

Sevmek kadar kanatlanmak da gelir elimden

Gece hayalimde gündüz fikrimde

Ela gözlü o yâr çıkmaz gönülden.

Bir Öpüşün Dudağında Buluşmak

Uzak bir gündüzden gelirseniz

Şu kapının ardında bulun beni,

Eşikle sofa, güneşle mermer, aşkla ölüm

El ele oynarken taşlıkta.

Alın kılıcınızı vurun boynunu

Perdelerin arkasında sevişen bulutların.

Minder bir yokuştur tırmandığımız,

Kilim saçları örülen kız çocuğu,

Kırık bir duvar saatidir maşrapa,

Sandalye ölüme bırakılmış bir gemi sonsuzda.

Satın savın hepsini, küflenmiş somunumu

Köpeklere doğrayın kahve falına havlayan,

Bir taş su için bahçeyi akıtan

Tulumbasından kiraz ağacının.

Uzak yazlardan gelirseniz evde yokum,

Çarşıda olabilir ya da kahvede.

Benim işim unutmak, sizi unutmak,

Boynuma dolayıp kesik kollarınızı

Başınızın sedirinde uyumak.

Bakın şu elmalara tekmil çürük,

Sokaklar limon çekirdeği gibi

Ve evler dişsiz bir kedinin ağzında.

Sizin gözleriniz akrep gibi kabuklu.

Sizin avucunuzda bir sofa var,

Bir yatak var içinde, dolambaçlı bir merdiven

Sizin saçlarınız, kirpikleriniz,

Bütün kıllarınız taş bir dehlizin ucunda.

Bir ağaca bağlayabilirim sizi,

Doğramadan, yolmadan, savurmadan önce,

Çakmadan önce odanızın duvarına.

 

Elleri Var Özgürlüğün

1

Köpürerek koşuyordu atlarımız

Durgun denize doğru.

2

Bu uçuş, güvercindeki,

Özgürlük sevinci mi ne!

3

Öpüşmek yasaktı, bilir misiniz,

Düşünmek yasak,

İşgücünü savunmak yasak!

4

Ürünü ayırmışlar ağacından,

Tutturabildiğine,

Satıyorlar pazarda;

Emeğin dalları kırılmış, yerde.

5

Işık kör edicidir, diyorlar,

Özgürlük patlayıcı.

Lambamızı bozan da,

 

Karıma

 

Sofalar seninle serin

Odalar seninle ferah

Günüm sevinçle uzun

Yatağında kalktığım sabah

Elmanın yarısı sen yarısı ben

Günümüz gecemiz evimiz barkımız bir

Mutluluk bir çimendir bastığın yerde biter

Yalnızlık gittiğin yoldan gelir

 

Hatırlama

 

Her dakikasını ayrı hatırlarım

Erenköy'de geçen zamanın

Rüyama girer bir arada

İstanbul, bahar ve Türkan'ım.

Bir odamız vardı etrafı sarmaşık

Bostanlara bakan penceremiz

O güller kadar taze

Ben ona deli gibi aşık.

Aynı yatakta dinlenir başlarımız

Saçlarım saçlarına karışırdı

O ince bir kızdı,ince alımlı

Ne giyse yakışırdı.

Yeter ki gönüller şen olsun

Şarkılar söylerdik yolda

Hep karşıma otururdu ellerini tutardım

Akşamları eve dönerken Baraşol'da.

Ağaçlar çiçekteydi

Türkan sağ beraberimde

İstanbul bahar içindeydi

Kalbim sevda içinde.

Bugün de yordum seni.

Hep yoruyorum zaten.

Ama sen bağışlayıcısın; bunu biliyorum ve hep buna sığınıyorum. Esen kal, Şiirde kal, Şiir kal.

Ahmet Ümit Aloğlu, 02 Kasım 2019, Mezitli

İmza yerine:

Para mal mülk han hamam yalan

Sonunda şu karşıki koru benimdir ya

Şu yol şu çayır şu fabrika

Ama sonra

Sonunda fakir zengin bir arada…

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500