Prof. Dr. Ahmet Özer KENDİMİZLE YÜZLEŞMEK..! -1-
Advert
KENDİMİZLE YÜZLEŞMEK..! -1-
Prof. Dr. Ahmet Özer

KENDİMİZLE YÜZLEŞMEK..! -1-

Advert

Her şeyden önce bu süreçte kendimizle yüzleşmeliyiz

Bir önceki yazımda yüzleşmenin ne demek olduğunu, neden yapılması gerektiğini belirtmiştim. Biliyorum insanın kendisiyle yüzleşmesi zordur. Ama önemli olan da bu değil mi; zor olanı başarmak, yoksa kolay olanı herkes yapabilir.

Her şeyden önce, yaşadığımız Corona Salgını nedeniyle kendimizle yüzleşmeliyiz.  Ben kimim, nasıl bir insanım, nerden geliyorum, nereye gidiyorum?

Evet özellikle de bundan sonraki yürüyüşümüz önemli.. Çünkü insanı belirleyen nerden geldiğinden çok nereye gittiğidir. Yüzleşme de bu yüzden gerekli zaten. Yeni bir gelecek, yeni bir yaşam biçimi için..
 
İnsanlığın iki yüzü

Dostum Vahap Coşkun, Ümit Kıvanç’a dayanarak aktardığı yazısında “virüs salgını haberlerinin hemen hepsinde insanlığın iki yüzü bir arada seçilebiliyor” diye yazmış. Çok doğru. Gerçekten de bir yanımız insanlığın aydınlık yüzünü sergiliyor. Zor zamanlarda kendini ortaya atan, elindeki avucundaki başkalarıyla paylaşan, yardıma ihtiyaç duyanların kapısına koşan, büyük küçük demeden yapabileceği bir iyilik varsa bunun için seferber olan, sağlık emekçileri gibi gece gündüz demeden çalışan örnekleri görüyoruz.
 
Ama diğer yanımız insanlığın karanlık bir yüzüyle kararıyor. Bencilliği tavan yapan, bu afetten kendine fırsat yaratmak için türlü taklalar atan, fiyatları yükselten, yalan yanlış haberlerle insanları endişeye sevk eden, zayıfları ezen, mağdurlarla dalga geçen ve akabinde bunu medyada yayan, her türlü utanma duygusundan azade örneklerle karşılaşıyoruz. Ezcümle, ahlâk bilhassa böyle anlarda zorlu bir imtihana dönüşüyor; kimi geçiyor bu imtihandan, kimi ise sınıfta kalıyor.
 
İyi İle Kötünün Çekişmesi

Değerli okurlar, insanoğlu salt iyi ya da salt kötü bir varlık değildir. İkisinin toplamıdır. Yani hem iyi hem kötüdür. İyilik yanında kötü tarafı da vardır. Bu iyilik ile kötülük iki köpek yavrusu gibi insanın içinde birbirlerini yemeye, yenmeye çalışırlar, bu nedenle de sürekli çekişirler, içimizde hırlaşıp dururlar. Siz hangisini beslerseniz o güçlenir, diğeri tamamen ölmezse bile bir şey yapamaz hale gelir. Bileşip kap sistemi gibi. Biri yukarı çıkınca öbürü aşağı iner; zayıf düşer bir kenara çekilip siner kalır.

Neden kötülük tamamen yok olmaz derseniz; çünkü insanın doğası nasıl ki iyilik üretiyorsa kötülük de üreten bir yapıya ve mekanizmaya sahiptir. (Konumuz şimdilik bu olmadığı için bunun ontolojik temellerini başka bir yazıya bırakarak asıl konumuza dönmek istiyorum.)

Hani dedim ya iyi tarafımızı güçlendirmemiz, ortaya çıkarmamız lazım. Peki, bunu nasıl yapacağız? Eğer toplumdaki her bir bireyin iyi tafralarını ortaya çıkaracak koşulları sağlarsak (ki bu büyük oranda devletin görevidir), ona bu olanakları verirsek, o zaman bütün toplum giderek, azami düzeyde olmazsa bile asgari düzeyde iyi olur, “iyi bir toplum” haline gelir.

“İyi”yi bulmada eğitimin rolu

Peki, bunu neyle yaparız, yani insanın içindeki iyiyi uyandırmayı, ortaya çıkarmayı neyle yaparız? Bunu eğitimle yaparız genellikle. Peygamberlerin, dinlerin, felsefelerin temel iddiası da budur aslında; insanın içindeki iyiyi ortaya çıkarmak. Bazen bu başarılmaz ve toplum topyekûn kötülükle malul olur; kötücül hastalığa yakalanır, kötülerin çoğunlukta olduğu, kötülüğün kol gezdiği, kötülüğün geçerli olduğu bir toplum haline gelir. Belki de şimdi bunu yaşıyoruz. Bunun baş müsebbiplerinden biri de kanımca kötü eğitim sistemidir.
 
Eğitim Sistemi Değişmeli

Bizim eğitim sistemimiz ve eğitim biçimimiz, ikiyüzlü insan yetiştiriyor. Ticari ahlakımız, toplumsal yapımızı ve davranışlarımızı da bu sistem biçimlendiriyor. Bu sistem de genellikle ikiyüzlü yapıyor insanları. Bunun örneklerini salgın nedeniyle yaşadığımız şu günlerde bolca gördük. İyiler ve kötüler geceleyin fenere yakalanmış gibi ortaya çıktılar. Daha doğrusu şöyle söyleyeyim:  Bunun en iyi örneklerini de en kötü, en utanç verici örneklerini de bu krizde yaşadık gördük.  Nasıl mı, anlatsam bana hak vereceğinizden eminim.

Salgının başladığı zor günlerde kimimiz yukarda vurgulandığı gibi elinden geldiğince etrafına yardımcı olmaya, elindeki imkânları paylaşmaya, bir muhtaca aş olmaya bir düşküne eş olamaya çalıştı. Görünmeden, reklam yapmadan, gösterişsiz bir biçimde yaptı bunu..

Ama gelin görün ki kimimiz de bu zor günlerde fırsatçılık yaparak insanları sömürmeye, soymaya çalıştı. Örnek mi,  bir maskeyi beş liraya, on liraya; bir kutusunu yüz elli liraya sattı. Bunlar kimdi? Bizdik, bizim içimizden çıkan, bizim yetiştirdiğimiz insanlardı. Çünkü onlar iyi insan olmaktan önce köşe dönmeye programlanmıştı. Çünkü para sahibi olmanın vicdan sahibi olmaktan daha üstün olduğuna inanmışlardı.

Belki arkadaş çevresinin, ailenin, toplumun da payı vardı böyle düşünüp davranmalarında, ama kanımca bu payın en büyüğü aldığı eğitime aitti. Aslında virüsün müsebbibi de bu zihniyet değil mi? İşte bu nedenle hem biz yüzleşmeliyiz kendimizle hem de eğitim sistemi..                                   (Devam edecek)

Prof. Dr. Ahmet Özer

DİĞER YAZILAR