Mehmet Babacan BİR YAŞAM ÖYKÜSÜ
BİR YAŞAM ÖYKÜSÜ
Mehmet Babacan

BİR YAŞAM ÖYKÜSÜ

Advert

Son 583. Sayfasını da okuyup, şöyle ufuklara dalıp gittiğim kitabın adıdır bu.
Prof. Dr. Süleyman Bozdemir’in kitabı.
Daha doğrusu, tuzuyla- biberiyle yaşamın ta kendisi.
Nereden nereye…
Nasıl demem ki, ayak yalın- baş kabak oğlak güttüğü günlerden; saygıdeğer
bir Cumhuriyet aydını oluşunun tanığı olduğumu.
Nasıl demem ki, akademik görevinin resmi bölümünü başarıyla sonlayıp,“ Eğitimciliğin emekliliği olmaz” boyutuna geçişinden mutluluk duyduğumu. .
İşte ben, bu sürecin tamamına yakından tanığım. Bu satırları yazabilme cesaretim o yüzden.
Üstelik, onun geleceğini daha ilkokul öğrencisi iken gören biriyim ben.
O Yıllarda ben de Köy Enstitüsü öğrencisiydim. Onların öğretmeni benim de öğretmenimdi. Bir ara tatilinde öğretmenime uğramıştım.
Öğretmenim, her zaman olduğu gibi, öğrencileriyle gurur duyuyordu.
“ Bir yokla bakalım çocukları” dedi, bana.
Çeşitli sorular yönelttim sınıfa. Düzey gayet iyiydi. Ama farklı bir Süleyman vardı. Öğretmenime şöyle dediğimi anımsıyorum :
“ Öğretmenim, hani ‘ olacak çocuk bokundan belli olur’ derler ya.”

***

Üst düzeylerde eğitim almış ya da ulusal ve evrensel düzeye ulaşmış bazı kişilerin, yerel izlerden uzaklaşmak için çaba harcamalarını, hayretle gözlerim.
Oysa doğa, yaşam süreçlerini, kökten beslenebilmekle sınırlamıştır.
O nedenle olmalı “ Bir Yaşam Öyküsü”nü okurken gördüm ki, çocuk Süleyman, sığır tüyünden toplarıyla oynuyor satır aralarında. Gerçemekleri arıyor Cinali’ nin çalılıklarında..
“ Bu kitabı değerlendirirken, tarafsız olabilecek misin?” diyen arkadaşlar oldu.
“ Ben tarafsız değilim; üstelik de yargılamıyorum ki” dedim.
“ Beğeni, zaten taraflılık demek deği midir?” dedim.
“ Yahu bu kitabın içindekilerden biriyim ben” dedim.
Özlemli satırlar köyden sonra da bırakmadı yakamı. Bir kere taktı koluna.
Bu kez de ben bırakmıyordum. Tutsaktı hayal dünyamda. Adım adım geçtim yılları gezdim yolları.
Antalya- Aksu Köy Enstitüsü’nde başladım sınavlarda ter atmaya. Dolaştım dünyamızın Avrupa’sını, Anadolu’sunu.
Bir Hataylı “ Bizim buradaydı. Dekanımızdı” dedi.
Bir Niğdeli “ Hayır hayır bizim Dekanımızdı” dedi.
Çukurova Üniversitesi “ Asıl yerin burası” deyip, bağladı yolları.

***
Ve hayal âleminden kopup, kitaba dönüyorum yeniden.
Eğitimin o ( ne diyeyim, büyüsü mü, bir hastalık gibi mi, bilemiyorum; çünkü sevmediğim kavramlar.) tanımsız tutkusu çıkıyor karşıma.
Hiç yadırgamadım. Benliği, bilinci saran o tutkunun Köy Enseitüsü kaynaklı olduğunu biliyordum ben.
Bu yargıya niye girdim?
Kitabın her sayfasında, her parağrafında; hatta her tümcesinde eğitim çabası çıkıyor karşımıza. Öğüt kalıplarının kuruluğu içinde değil; yaşamın tüm gerçek bağlantıları içinde. Fizikçiliğin avantajıdır belki.
Kitapta sıkça yer alan kişilerle ilgili anmaların, değerlendirmelerin, sadece birer hasret giderme, ya da bir vefa borcu için olmadığı; ileti yüklenmiş birer vagon oldukları gözden kaçmıyor. Hem de sorunların candamarına parmak
basarak.
Bilinir ki, eğitimin örgün biçimi- öğretim etkinliğiyle birlikte- öğretmenlik mesleğini oluşturur. Oysa eğitim, yaşam boyu süren ve asla vazgeçilemeyen bir etkinliktir. Asıl önemli olan, yaşam boyu süren öğrenme tutsaklığının, davranış alışkanlığına dönüştürülmesidir. Bu anlamda “ Bir Yaşam Öyküsü” bir klavuz, bir arkadaş, bir sırdaş kitap.
Yazarının beynine- bilincine; yüreğine- emeğine saygılarla; alkışlarla…
Kültür iletişim:
( KARAHAN kitabevi- Kayalıbağ Mah. Atatürk Cad. 26001 Sok. Özelsancak
İşhanı 1/B Seyhan / ADANA )

8. 5. 2020
Mehmet BABACAN

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500