Mehmet Babacan KOMUT VE ÇOCUK
Advert
KOMUT VE ÇOCUK
Mehmet Babacan

KOMUT VE ÇOCUK

Advert

    Önce başlık sözcüklerimizi tanımlıyalım:
     KOMUT: Bir eylemin yapılması ya da yapılmaması konusunda verilen büyük  emr.
     ÇOCUK : Hayvanlar dünyası içinde. El- Beyin işbirliği kurabilen iki ayaklı yaratığın 18 yaştan küçük olanları. Yani, insan yavrusu
     Askerlik ya da zabıta kurumlarındaki “ Komut”a bir diyeceğim yok. Benim alanım değil. Ben, halkın günlük yaşamındaki komutun, çocukla ilgili olanından söz etmek istiyorum.
     Yanlış anlaşılmasın. Ben, çocuk bakıcısı ya da çocuk doktoru filan değilim.
     Ben bir öğretmenim. Ama eğitimcilik boyutuna ulaşamayan öğretimin yetersizliğini bilen bir eğitimciyim.
     Yani, meslek ruhumu Köy Enstitüleri’nden almış, şanslı bir eğitimciyim.

                                                                       ***
     Kızımın bir eczanesi var. Ben de, çokça orada bulunurum.
     Genellikle ev kadınlar gelir eczaneye. Çünkü, erkekler iş yerindedirler.
     Her kadının yanın da da en az bir çocuk vardır.
     Kadıncağızlar, bir yandan dertlerini anlatmaya çalışırlarken; diğer yandan, cıva gibi çocukları kontrole çabalarlar. Kaşla, gözle uyarılar yetmeyince, hafiften  darbelerin de devreye girdiği olur. Bu çabalar, zarara neden olmak ya da ayıplanmak korkusu yüzündendir. Yoksa, insan haklarını gözeten “ Kendine yapılmasını istemediğini, başkasına yapmamak” özünde bir yaklaşım olmaktan epeyce uzaktır.
     Kuşkusuz, böyle bir ortamda genişçe olmasa bile, yumuşak bir ses tonuyla “ Yaptığın doğru değil. Sonra bunu birlikte konuşalım” demeyi, denemek gerekir sanırım.
     Oysa, çocuğa ilk komut şöyle gelmektedir:
     “ Otur şu sandalyeye. Kalkarsan bacaklarını kırarım” Ya da “ Amca dövecek”

    ***
     Hey koca yalancı hey!
     Büyüklüğün tükendiği andır o. Kaçıncı kez duymuştur o tehditleri.
     Biz iriler (!) ( Büyüklüğü elde edinmediğimizden, iriliği büyüklük sanıyoruz.) her
yalan çıktığımızda da, çocuğumuzun bilinçaltında, biraz küçüldüğümüzü düşünmeyiz.
Bu puan kaybı, ömür boyu öcünü alacağı fırsatı bekler. Ata- Evlat arasında, hayretle karşıladığımız  bazı davranışların kökünü, o küçücük yalanlarda bulmak olasıdır.
     Diğer yandan çocuk, yaşamı hareketle, deneyerek- sınayarak öğrenen bir varlıktır.
O, kuralını, kuramını peşinen koyarak öğrenmiyor. Öğrendikten sonra koyuyor cümle kurallarını.
     Sağlıklı bir çocuğa “ Şurada otur” demekten daha büyük ceza, ellerini yakmaktır.
Ona, sakınması gereken şeyleri- neden ve nasıllarıyla birlikte- bir komut vermek yerine; dostça bir yaklaşım içinde, mutlaka anlatılmalıdır.
     Öğrenme sürecinde harekete bağımlı olan çocuk,  hareketin karşıtına, yani tepkiye, en yakın noktadadır. O nedenle , gözü kesiyorsa tepki gösterecek; kesmiyorsa yalana
başvuracaktır.
     Kuşkusuz tüm çocuklar böyledir, demiyorum. Çocuğu etkileyen etmenler sayılamayacak kadar çoktur. Ancak, azınlıktır da demiyorum. 

 ***
     Özetin de özeti olarak demem odur ki:
• Çocuk hareket içinde öğrenir.
YAPARAK- YAŞAYARAK EĞİTİM- ÖĞRETİM bunun için hayatidir. ( Köy Enstitüleri)
• Özgüveni bu yolla gelişir.
• Kime hayran olduğu sanılırsa sanılsın, çocuğun bilinçaltı idolü Anne- Babadır.
• Çocuğun hareketine getirilen yanlış kısıtlamalar, onu yalancılığa götürür. Her yalansa başka yalanları zorunlu kılar.
• “ Çocuk anlamaz” lafı; büyüyememiş irilerin en büyük gafıdır. Oysa “ çocuktan al haberi” diyen kendileridir.
• Baskı ve yanlış yönlendirmeler yüzünden; nice yeteneklerin açığa çıkamamış olma ihtimali de, unutulmamalıdır.
• İnsan Hak ve Özgürlüklerine saygıyı; yani insanlaşmayı, yaparak- yaşayarak öğrenir.
 
     20. 7. 2020
     Mehmet BABACAN