Prof. Dr. Ahmet Özer HANGİ CUMHURİYET?
Advert
HANGİ CUMHURİYET?
Prof. Dr. Ahmet Özer

HANGİ CUMHURİYET?

Advert
( Not: Kaç gün önce 97. Yılını kutladığımız cumhuriyet ile ilgili çok şey yazılıp çizildi. Ortalık biraz sakinleştikten sonra ben de bu konuda önemli saydığım bazı görüşlerimi öneri ve eleştirilerinize sunuyorum)
 
Cumhuriyet önemli bir değerdir. Ama bir o kadar önemli olan bu cumhuriyetin içini neyle doldurduğunuzdur? Çünkü otokratik cumhuriyet de var, teokratik olan da.. Demokratik olan da.. Bizim açımızdan önemli olan Cumhuriyetin içini demokrasi ile doldurmaktır. Yani otokratik ve bürokratik cumhuriyetten demokratik cumhuriyete geçmektir. Yoksa İran da cumhuriyet. Libya da..! Saddam'ın Irak'ı da cumhuriyetti.
 
Gelelim Türkiye Cumhuriyetine. Bilindiği üzere bizim anayasasının 2. Maddesinde; “Türkiye Cumhuriyeti insan haklarına saygılı, laik, demokratik, sosyal bir hukuk devletidir” diye yazar. Lakin gerçekte öyle mi işliyor? Peki nedir, nasıl gelişti, nerden buraya gelindi? Kısaca bakalım.
 
Bilindiği üzere Osmanlı dini vurgusu da olan bir din ve tarım imparatorluğuydu.  O günün tortuları tamamen atılmış değil henüz. Yani din ve tarım toplumu olmaktan çıkamamışız hala. Yarı feodal azgelişmişliğin değerler sistemi yer yer sürüyor. Endüstrileşmesini tamamlayamamış, çevre ülke olmanın ekonomik bağımlılığından kurtulamamışız. Bu kadar göç ve kaç hareketine karşın kentleşmesini de doğru düzgün gerçekleştirememiş, kentlerini, kentsel yaşam biçimini gecekondulaşmaya kurban etmiştir Türkiye cumhuriyeti. En önemli kurumların başında gelen eğitim kurumunu çağdaş dünya ile rekabet edecek bilimsel, teknolojik ve ideolojik düzeye taşıyamamıştır bir türlü.
 
Özetle, Din-Tarım toplumundan Endüstriyel-Kentsel toplum aşamasına geçişi bile tamamlayamadan, dünyadan gelen bilişim toplumu aşamasının zorlamalarıyla karşı karşıyayız. Cumhuriyetin içini de gerçek anlamda demokrasi ile dolduramamışız.  Bu koşullarda temel hak ve özgürlüklere dayalı özgürlükçü ve çoğulcu bir demokrasi kurmak, işletmek zordur ama imkansız değildir..
 
Avrupa bu süreci bedel ödeyerek atlattı
 
Bugünün en büyük meselesi temel hak ve özgürlüklerin baskı altında olmasıdır. Bu durum, 20.yüzyılın ilkyarısında, Avrupa’da gerçekleşmişti ve maalesef yaşanan gelişmeler bütün dünyayı kana boyamış, milyonlarca insanın hayatına mal olmuştu.
Bundan ders alan insanlık, bir daha özgürlükçü ve çoğulcu demokrasiyi, baskılara kurban etmemek için, temel hak ve özgürlükleri koruyan mekanizmalar geliştirdi. AB Kopenhag Kriterleri’nin özü budur. Bu noktada düşünce ve  ifade  özgürlüğü önemli. Önemli bir husus da  muhalefet özgürlüğünü sağlamaktır. Bunun için de basın özgürlüğünü güvence altına almak gerekiyor. Çağcıl ülkeler böyle yapmıştır.
 
Türkiye ise, II. Dünya savaşından sonra demokrasi ile askeri darbeler sarkacında gidip geldi.   12 Mart 1971, 12 Eylül 1980, 12 Eylül 2010, 15 Temmuz 2016, 20 Temmuz 2016 ve 16 Nisan 2017 askeri ve sivil darbeleri toplumsal ilerlemeye ket vurdu geriletti. Bugün ise bu gerileme sonucunda, hem özgürlükçü demokrasiyi koruyan mekanizmalardan hem de bağımsız ve özgür bir medya işlevinden yoksun hale gelmiştir!
 
İhtiyacımız olan Demokratik Cumhuriyet’tir
 
Elbette bütün özgürlükçü rejimler gibi “Demokratik Cumhuriyet ”in de sınırları vardır. Örneğin sadece tek bir dine veya mezhebe, tek bir ırka veya millete özgü “Demokratik Cumhuriyet ”in olamayacağının garantisi laikliğin bihakkın uygulanmasıdır. Irk ve milliyet kavramlarını da laiklik ilkesi içine katmak zorundayız. Çünkü ırk ve milliyete ilişkin kimlikler, genellikle inançları da birlikte getirirler. Laiklik dendiğinde, bütün dinlere, mezheplere ve bu bağlamda, elbette her türlü inanca sahip olan çeşitli ırklara ve milliyetlere eşit davranan bir devlet yapısından söz etmekteyiz. O halde bu ilke, herhangi bir din/mezhep/ ırk/milliyet adına zedelenemez, hiçbir kimliğin tekeline alınamaz, topluma hiçbir kimliğin inançları, değerleri, yaşam biçimi dayatılamaz.
 
İkinci önemli husus, temel hak ve özgürlüklerdir. Başta muhalif olma ve her türlü fikri her yerde her zaman ifade etme özgürlüğü olmak üzere, tüm siyaset, medya ve dışavurum biçimlerinin özgürlüklerini bütün kimlikler için kapsamasıdır. O halde, ifade, medya ve muhalefet özgürlüğü temel hak ve özgürlüklerin yozlaştırılması, zedelenmesi, sınırlanması, kısıtlanması ve kaldırılması için kullanılamaz.
 
Sonra, seçmene gerçek seçeneklerin sunulduğu, muhalefetin iktidarla her alanda eşit haklara ve daha da önemlisi eşit propaganda olanaklarına sahip olduğu, periyodik, adil ve şeffaf seçimlerin yapılabilmesidir. İktidarlar, seçimlerin adaletini, şeffaflığını, muhalefetin sahip olduğu hak ve özellikle de olanakların eşitliğini zedeleyemez, halkın farklı seçenekler hakkında yeterli bilgi edinmesini engelleyemez.
 
Bu üç sınır nasıl korunacak peki? Elbette yargının bağımsız mekanizmalarıyla. 
Her türlü siyasal etkiden ve tasalluttan korunmuş, bağımsız ve tarafsız bir yargı mekanizması, “Demokratik Cumhuriyet ”in en önemli sınırıdır. Sosyolog Kongar’ın belirttiği üzere bu sınırları aşan, bozan, yozlaştıran, kısıtlayan her iktidar “Demokratik Cumhuriyet” açısından meşruiyetini kaybeder. 
 
O halde her siyasal iktidar, “Demokratik Cumhuriyet ”in” yukardaki üç ilkesini korumak ve kollamakla görevli olan yargı mekanizmasına asla müdahale edemez. Bunlara müdahale eden, zedeleyen herhangi bir iktidar, “demokratik cumhuriyet” açısından meşruiyetini kaybeder! Peki bunun denetimini kim yapacak? Demokratik cumhuriyette bu denetimi yurttaş yapar. Seçim bunun başlıca araçlarından biridir. O halde  “Demokratik Cumhuriyet Rejiminin" güvencesi, rejime sahip çıkan bilinçli seçmendir diyebiliriz.

--

Prof. Dr. Ahmet ÖZER
DİĞER YAZILAR