Mehmet Babacan MALTA’DA SÜT NASIL SATILIR?
Advert
MALTA’DA SÜT NASIL SATILIR?
Mehmet Babacan

MALTA’DA SÜT NASIL SATILIR?

Advert

TV haberlerinde eğitim- öğretimle ilgili gelişmeleri izlerken,

gene başladım anılar deryasında kulaç atmaya.

Sanırım canlanıveren anı, 1956 Düziçi İlköğretmen Okulu günlerimdendi.

Okumayı seven bir öğrenciydim. O nedenle okul Kütüphanesinden sorumlu Öğretmenimiz yardımcı seçmişti.

Coğrafya öğretmenimiz Muzaffer Yıldırımtel de kütüphanenin yanında Sosyal Bilgiler Laboratuarını kurmuş, üstüne titriyordu.

Çünkü Muzaffer öğretmenimiz kültür atılımının, Atatürk ilke ve devrimlerini özümletip hayata geçirecek biricik güvence olduğuna inanıyordu.

Aydınlanma kültürüyle beynin beslenmesini, mide yoluyla vücudun beslenmesi kadar vazgeçilmez sayardı. Her fırsatta:

“Yöresel hatta ulusal kültürler evrensel kültürle buluşturulmadıkça, kendini koruma derdine düşer ve gittikçe gericileşir. Dinsel ya da geleneksel bağnazlıklar bu ana nedene dayanır” derdi.

Günlük yaşam heyecanını Sosyal Bilgiler Laboratuarından aldığını övünçle söylerdi..

Kütüphane ile laboratuar karşı karşıya olduğu için, sabahları gelen yayınlara bir göz atmayı alışkanlık haline getirmiştim. Hiç duymadığım yayınlar geliyordu.

Şevket Rado’nun çıkardığı Hayat Mecmuasına da abone olmuştu laboratuar. Magazin- kültür ağırlıklı albenisi olan bir dergiydi.

Bir sabah Sosyal Bilgiler Laboratuarına yayın kolilerinin gelişine rastladım. Hayat Mecmuası da vardı. Kapağı ilgimi çekti, şöyle bir karıştırdım. “ Malta’da süt Nasıl Sarılır?” diye, bir başlık vardı. Yarım sayfa bir yazıydı. Ayaküstü okudum. İlk kez duymuştum.

İlk saatte dersimiz de coğrafya idi.

Coğrafya Öğretmenimiz Muzaffer Yıldırımtel “ Günaydın” dan sonra,; damdan düşer gibi “ Malta’da süt nasıl satılır?” demesin mi?

Arkadaşlar şaşkınlıkla birbirlerine bakıyorlardı. Yavaş yavaş yanıtlar başladı: “ Bakraçla satılır”, “ Şişeye konur”, “ Pişirilerek satılır” , “ Eve gelirler” vs.

Yanıtlar uzadıkça öğretmenimiz hafiften gırgır eğilimli şakalar yapıyordu.

Ben de kıs kıs gülüyordum. En sonunda söyleyecektim.

Anladım. Yazıyı benden sonra okumuş. Kimsenin bilmediğini sanıyor olmalı. Çünkü ben paket açılır açılmaz okudum.

Bana döndü:

“ Sen ne diyorsun Yörük oğlu? ( Kendisi de Yörük olduğunu söyler, akrabayız diye takılırdı bana) Sen sütten iyi anlarsın. Ama satışı bilmiyor olabilirsin” dedi.

“ Satışı da bilirim öğretmenim. Biz hayvanı pazara götürür, alıcıların kabına sağıveririz” dedim.

Hoca şaşkın şaşkın yüzüme bakıyordu. Ne diyeceğini unutmuş gibiydi.

“ Yav, siz gerçekten böyle mi satıyorsunuz?”

“ Evet öğretmenim. Birçok ülke bizden öğrendi hem. Ama en iyi Malta uyguladı.”

“ Be çocuğum, Malta’da sütün böyle satıldığını sen ne zaman öğrendin?”

Ayıp olur diye daha fazla uzatmaktan çekindim.

“ Sabahleyin Hayat Mecmuasında okudum öğretmenim” dedim.

Öğretmen birden ciddileşmişti:

“ Bizi iyi işlettin ve bir sıfırı hak ettin” diyerek, not defterini çıkarıp, özenle -Bize göstererek- dolma kalenle sıfırı yazmıştı. Şaşkınlıkla bakıyorduk.

Son derecede mahcup olmuştum. Davranışımı aptalca buluyordum. Not değildi derdim. Öğretmene şaka yapmak. Böyle bir şımarıklığı nasıl yaptım, niye yaptım diye kahroluyordum? Öğretmenin baba tavrı yanıltmış olmalıydı beni.

Oysa kime sorulursa sorulsun, hoşgörülü, sevecen, iyi bir dost yanıtı alınabilen olgun bir insandı o. Hayret nasıl da yanılmışız diye düşündüğümü hiç unutamadım.

Bazı arkadaşlar eleştiriye başlamışlardı bile:

“ Bizden, hatta sizden önce bişey öğrenmek suç mu Hocam?” diyen oldu.

“ Şaka yapmanın karşılığı sıfır mı Hocam?” diyen oldu.

Eleştirileri adeta zevkle dinliyor, keyifle gülümseyip duruyordu. Kızacağını sanmakta da mı yanılmıştık?

Not defterini masanın üstüne, merak ettirircesine yavaşça yavaş açarak:

“ Gelin bakayım ahmaklar!” dedi. “ Bakın bakalım şu yazıya. Bu sıfır neden not yerinin ortasına değil de sağ kenara yazılmış? Sakın 1 rakamına yer bırakılmış olmasın?” demiş, notu on yapıvermişti.

Sınıfta neşe dolu bir kahkaha kopmuştu:

“ Oh! Öcümü aldım ya!” dedikten sonra, parmağını sallayarak “ Gene de sütün adını bile on numaraya satmayı becerdin be Yörük oğlu” demişti, sevgili öğretmenim.

Mehmet BABACAN