Ahmet Ümit Aloğlu Şiirli Mektup Rıfat Ilgaz Şiiri
Advert
Şiirli Mektup Rıfat Ilgaz Şiiri
Ahmet Ümit Aloğlu

Şiirli Mektup Rıfat Ilgaz Şiiri

Advert

Sevgili Ünlemcim, 

Ruhumun Sığınağı, 
Bu mektubumda seni yoracağımdan korkuyorum. Önemli bir ustadan söz edeceğim. Biraz uzun olabilir. Sen, lütfen, daha kısa yazılamazdı zaten diye oku.  
Cancağızım, neden bilmiyorum, 350 kadar şiirli mektup yazmışım sana, akla gelebilecek hemen her şairden söz etmişim, yabancılardan bile söz etmişim; ama Rıfat Ilgaz ustadan söz etmemişim. Acaba mizahçılığını çok  önemsediğim için mi? Yoksa onda, bu mektupların şu özlem, kavuşamama, hasret, kıskanma temalı şiirlere ağırlık veren karamsarlığını onun aydınlık, ışıklı şiirlerinde bulamam kaygısından mı? Belki de her sırası geldiğinde daha geniş bir zamanda, ününe önemine uygun bir özenle anlatmak düşüncesiyle- buna tembelliği mi desek- ertelendi durdu. İyi de daha ne kadar bekleyeceksin; bu dilin en usta kullanıcısının şiirlerini okumayı… 
Rıfat Ilgaz’ı sana anlatmaya kalkışmak, kendi başına bir had bilmezliktır, biliyorum. Eminim onu benden iyi biliyorsundur. Geçenlerde Serhan Asker, Görkemli hatıralar adlı programda ne güzel anlattı onu. Kaydı olsa da buraya aktarsam, beraber izlesek bir daha… 
Anımsıyorum o programda yeterince üzerinde durulmayan bir konu var: Marko Paşa adlı yayın. Mizah edebiyatımızda çok önemli yeri vardır. 
Dergiyi Aziz Nesin, Sabahattin Ali, Mim Uykusuz çıkarıyordu, Rıfat Ilgaz da katıldı kadroya; ama dergi ikide bir de kapatılıyordu. Onlar da ilginç adlarla yeniden yayımlıyorlardı Marko Paşayı: Malum Paşa, Merhum Paşa, Hür Marko Paşa… 
İlk mahkumiyeti de bu dergide yayınlanan bir yazısında İran şahına hakaret ettin diye geldi. O yıl iktidar el değiştirdiğinde (1950) çıkan af yasasıyla çıktı. Ama öğretmenliğe dönemedi. Artık iyice azgınlaşmış olan veremi dolayısı ile prevantoryuma yattı.  
Bundan sonraki hayatı cezaevi, matbaa ve prevantoryum üçgeninde geçecektir. 
O dönemde “Fedailer Mangası” diye tanınan bir gurup (Nazım Hikmet, Aziz Nesin, Sabahattin Ali, Ömer Faruk Toprak, Hasan İzzettin Dinamo, Rıfat Ilgaz) ülkenin fikir ve sanat dünyasına yön veriyordu.  
Durmadan yazıyor, anlatıyor, mahkeme koridorlarında koşturuyorlardı. Diyebilirim ki kendi imzasıyla yazdıklarından çoktur, takma adla yazdıkları.  
Ününü, Hababam Sınıfı romanı ve onun tiyatroya, sinemaya uyarlanmış biçimlerinin sahneye ve perdeye uyarlanmasıyla edindi.  
Eserlerinin hepsini sayabilecek kimse var mı bilmiyorum; rakamlar anlatımı kısaltır: 
Çocuk Edebiyatı alanında 10, 
Öykü dalında 20 
Anı dalında 6 
Roman dalında 13 
Şiir dalında 14 eser verdi.  
Değerli Ümlemcim, konumuz büyük bir insan olunca diler dilemez uzuyor yazı; kusura bakma. Dört kısa şiirini sunacağım şimdi sana büyük ustanın. Keyifle, sağlıkla okumanı dilerim: 
 

SEN GİDİNCE 

Sen gidiyorsun ya işine yetişmek için, 
Saçlarını, gözlerini, ellerini 
Neyin varsa toplayıp gidiyorsun ya, 
Her seferinde bir şey unutuyorsun, sıcak, 
Termometrede yükselen çizgi çizgi. 
Kim bilir nerelerde soğuyorsun... 

Senin gözbebeklerin var ya, kadın kadın gülen 
İnsan insan bakan gözbebeklerin, 
Beni tutsa tutsa gözlerin tutar ayakta, 
Beni yıksa yıksa gözbebeklerin yerle bir eder. 

Ne gelirse onlardan gelir bana, 
Çalışma gücü, yaşama direnci... 
Mutluluk gibi kazanılması zor, 
Mutluluk gibi yitirilmesi kolay. 

Bir açarsın ki mutluyum, 
Bir kaparsın her şey elimden gitmiş. 
 

GİDİŞİNİ ANLATIYORUM 

sen gidiyorsun ya işine yetişmek için 
saçlarını, gözlerini, ellerini 
neyin varsa toplayıp gidiyorsun ya 
her seferinde bir şey unutuyorsun sıcak 
termometrede yükselen çizgi 
kimbilir nerelerde soğuyorsun 

senin gözbebeklerin var ya kadın kadın gülen 
insan insan bakan gözbebeklerin 
beni tutsa tutsa gözlerin tutar ayakta 
beni yıksa yıksa gözlerin yerle bir eder 

ne gelirse onlardan gelir bana 
çalışma gücü yaşama direnci 
mutluluk gibi kazanılması zor 
mutluluk gibi yitirilmesi kolay 

bir açarsın ki mutluyum 
bir kaparsın ki herşey elimden gitmiş 

 

LEYLAKLAR 
 

Leylak getiriyorsun bana güneşli bir gün 
Onu saçlarından topladığın belli 
Bir leylak bahçesisin karşımda 
 
Böyle kucağında kalsa daha iyi 
Bir vazoya bırakıp gidiyorsun 
sen gidiyorsun leylaklar kalıyor mu sanki 
Önce renkleri gidiyor arkandan 
Nesi varsa gidiyor soyunarak 
 
Her vazoya baktıkça karşımdasın ne tuhaf 
Her kokladıkça dönüp geliyorsun 
Düşünceler gibi filizleniyorsun gün geçtikçe 
Yaprak yaprak gelişiyorsun 
Leylak leylak bakıyorsun gözlerimin içine 
Ölümsüz bir mevsim oluyorsun 

 

İSTEKLERİMİ ANLATIYORUM 

Hastanenin saçağına kuşlar konuyor 
Güvercinler, gözleri umut yeşili 

Gidemem ciğerlerim yetmiyor solumaya 
Bu ayaklar benim değil ne zamandır 
Kolum kanadım sensin anlamıyorsun 
Özgürlüğüm, aydınlığım, inancım 
Hepsi senden mutluluğum gibi anlasana 

Yolumuzu düşman bakışlar çevirmiş 
Dişli geceler inmiş çevremize 

Gözlerindeki parıltı ışıtsın yolumu 
Hızımızı yitirmeden öfkemizi tüketmeden 
İnsanca bir şeyler katalım sevgimize 
Gecelerden birlikte çıkalım ister misin 
Işığı birlikte aramamız güzel olacak 

Yataklarda sıramı beklemekten usandım 
Al götür bırakma beni ölümle yüz yüze 
Seni görmeliyim yanımda savaşırsak 
Eksiksem bir şeyler kat sevginden 
Yüreğindeki sıcaklıkla bütünle beni 

Yorgunsam gücünden ekle dirileyim 
Bitkinsem sağlığından ver cömertçe 
Aşıla yaşama tutkundan 
Büyük ülküler için elimden tut 
Al götür beni gerçeklerin çağrısına 
 
**** 

Umarım seni çok yormamışımdır. 
Hoşça kal. 
Şiirde kal, 
Şiir kal. 
Sevgimde kal 
Esen kal. 
 
Yarıncın. 

Ahmet Ümit Aloğlu
Mezitli, 28 Mart 22021, 

DİĞER YAZILAR