Prof. Dr. Yusuf Zeren AVRUPA YEŞİL MUTABAKATI VE SINIRDA KARBON VERGİSİ
Advert Advert
AVRUPA YEŞİL MUTABAKATI VE SINIRDA KARBON VERGİSİ
Prof. Dr. Yusuf Zeren

AVRUPA YEŞİL MUTABAKATI VE SINIRDA KARBON VERGİSİ

Advert

COVID19 sonrası normal yaşama dönüldüğünde dünyanın ve ülkemizin en önemli gündemi büyük olasılıkla “Küresel İklim Değişikliği”olacak gibi görünüyor.

Yaşadığımız bu pandemi travmasının en önemli nedenlerinden biri de, gittikçe hızlanan küresel iklim değişikliğinin yol açtığı ekosistem tahribatıdır.

Tanışık olmadığımız bakteri ve virüslerin taşıyıcısı olan hayvanların ekosistemlerinin bozulması yeni bulaş ortamlarının meydana gelmesine yol açmıştır.

İlk kez 1992 Rio Çevre ve Kalkınma Konferansı ile gündeme gelen,1997 Kyoto Propokolü ile düşük düzeyde de olsa sürdürülen ve nihayet “2015 Paris İklim Anlaşması” ile zorunlu olarak gündeme giren küresel iklim değişikliği önlemleri, sonunda uluslararası mevzuata girerek bağlayıcılık niteliği kazanmaya başlamıştır.

AB Mart 2021de “İklim Kanunu Taslağı”nı tartışmaya açmıştır.

Türkiye Paris Anlaşması’nı 22 Nisan 2016 tarihinde New York’da düzenlenen “Yüksek Düzeyli İmza Töreni”nde 175 ülke temsilcisi ile birlikte imzalamış ve “Ulusal Beyanınmız”da, adı geçen anlaşmayı “Gelişmekte Olan Ülke Kapsamında” imzaladığımıza özellikle vurgu yapılmıştır.

Anlaşmanın kesinlik kazanması için taahhütlerimizin belirlenmesi ve TBMM’den geçmesi gerekmektedir. Henüz bu süreç tamamlanmamıştır.

İsveç, İngiltere, Fransa, Danimarka, Macaristan, Japonya, G.Kore, Yeni Zelanda gibi ülkeler taahütlerini ilan etmişler ve 2050 ve yılına kadar net sıfır karbon emisyonu hedefine ulaşacaklarını açıklamışlardır.

Çin ise, beklenin aksine, 10 yıl gecikmeyle de olsa, 2060 yılında karbon nötr olacağını taahhüt etmiştir,

Paris İklim Değişikliği Anlaşması’nın uzun dönemli hedefi, Sanayi Devrimi öncesi dönem itibarıyla küresel sıcaklık artışını 1,5 0C’ın altında tutmak ve 2050 yılına kadar başta karbondioksit gazı olmak üzere tüm sera gazı salımlarını sıfırlamaktır.

Bunu sağlamanın en etkili yolu, küresel çapta aşırı karbon tüketimine dayalı doğrusal ekonomi anlayışından, sürdürülebilir yeşil ekonomi anlayışına dönüşümdür.

Bu dönüşümün en önemli iki yolu ise, yenilenebilir enerji yatırım ve uygulamalarını hızlandırmak ve enerji verimliliğini artırmaktan geçmektedir.

Aslında bu süreç başlamıştır ve hızla devam etmektedir.

Çünkü, başta rüzgar ve güneş enerjisi olmak üzere enerji üretim maliyetleri artık kömür dahil, fosil yakıtlarla rekabet edecek düzeye ulaşmıştır.

Büyük PV santrallarında(GES) elektrik enerjisi üretim maliyeti 1 dolar cent/kWh’e kadar düşmüştür.

AB, 2019 yılında Paris İklim Anlaşması kapsamındaki üstlendiği sorumluluk gereği “Europe Green Deal-Avrupa Yeşil Mutabakatı”kararını ilan etmiştir.

Bu mutabakatın 5 temel bileşeni vardır: 1- Biyoçeşitlilik, 2-Temiz enerji, 3-Sürdürülebilir sanayi, 4-İnşaat ve renovasyon 5-Kirliliğin ortadan kaldırılmasıdır. Amaç, küresel ısınmanın durdurulması, hatta geri döndürülmesi, toprak,su ve hava kirliliğinin sıfırlanması ve sürdürülebilir yeşil ekonomiye geçiştir.

Bu mutabakat ile AB, kendi coğrafyasında iklim değişikliği ve çevresel bozulmanın üstesinden gelebilmeki için yeşil dönüşümü bir büyüme stratejisi olarak kabul etmiş ve 2050 yılına kadar Avrupa kıtasını karbon nört kıta yapacağını ilan etmiştir.

Tüm diğer ülkelerden de benzer bir çaba göstermelerinin beklenildiği ifade edilmiştir.

Avrupa Yeşil Mutbakatı, durgunlaşan AB ekonomisinin canlanmasına, istihdamın artmasına ve çevresel zorlukların fırsata dönüşmesine de büyük katkı sağlayacaktır.

Bu anlayışla AB, adil ve kapsayıcı mevzuat düzenlemeleri ve destek mekanizmalarını planlanmaya başlamıştır.

Sera gazı salımı yüksek sektörlerde sera gazı salımını azaltmak için teknolojik dönüşüm destek yatırımları planırken, bir taraftan da diğer ülkelerle ticarette karbon kaçağını önleyecek mevzuat düzenlemeleri yapılmaktadır.

AB’de sanayi sektöründe yaklaşık 35 milyon kişi istihdam edilmektedir. Katma değerin yaklaşık üçte biri sanayi sektöründen sağlanmaktadır.

Sanayi kesiminde enerji yoğun sektörlerin karbonsuzlaştırılmasında başta demir-çelik, alüminyum, kimya, çimento sektörleri, kaynak yoğun sektörler kapsamında da ise; tekstil, inşaat, plastik sektörleri öncelikli alanlar olarak belirlenmiştir.

Sanayi sektörü dışında, fosil yakıtlara dayalı enerji üretim sektörü ve ulaşım sektörünün emisyon salımı içindeki payı çok yüksektir.

Bu sektörlerin de fiziksel olarak da sürdürülmesi imkanı azalan doğal gaz, kömür ve petrol kaynakları yerine, bütünüyle yenilenebilir, tükenmez ve temiz enerjiye dayalı enerji üretim sektörüne dönüşmesi zamanı gelmiştir.

Diğer taraftan temiz, ucuz ve sağlıklı bir ulaşım sektörü de (kara, deniz, hava, uzay ) dönüşüm gerektiren öncelikli konular arasındadır.

Elektrikli otomobiller ve enerji depolama sistemlerin de de önemli gelişmeler sağlanmaktadır.

Enerji verimliliğinin önemli bir göstergesi olan, birim ürün maliyeti içindeki enerji maliyetinin (enerji yoğunluğu) düşürülmesi de rekabet açısından kaçınılmaz olmuştur.

Küresel düzeyde tüm bu sektörlerin karbona dayalı enerji altyapılarının ve üretim teknolojilerinin sağlanacak adil ve kapsayıcı desteklerle teknolojik olarak dönüştürülmesi gerekmektedir.

AB Komisyonu 10 yıl içinde bu dönüşümü sağlamak için 1 trilyon Euro’luk bir yatırım planlandığını ve bu kaynağın da önemli bir kısmını sınırda karbon vergisi düzenlemelerinden sağlanacağını açıklamıştır..

Geçmişte iklim değişikliğ için tedbir almak konusu gündeme geldiğinde Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için lüks sayılır ve dikkate alınmazdı.

Dünyayı gelişmiş ülkeler kirletti, önce onlar tedbir alsın denir geçilirdi.

Günümüzde, yaşanan doğal felaketlerinin zengin, fakir ülke ayrımı yapmadığının görülmesi üzerine, küresel iklim değişikliği konusunda toplumun bakışı değişmiştir.

Bir zamanlar, karbon tüketimine dayalı enerji kullanımı ile ekonomik büyüme arasında doğrusal bir ilişki olduğu ısrarla vurgulanırken günümüzde, yüksek karbon tüketiminin büyümeyi ters yönde etkilediği söylenmektedirler.

Yeşil dönüşümün önemli bileşenlerinden birini de ,“Al-Yap-Kullan-At” şeklinde ifade edilen doğrusal ekonomi modelinden,“Al,Yap, Kullan,Yeniden Üret,Yeniden Kullan, Paylaş” döngüsel iş modeline geçişi ifade eden “Döngüsel Ekonomi”oluşturuyor.

Yeşil mutabakat ve döngüsel ekonomi ile birlikte bir sektörün atığının, diğer bir sektörün hammadesi olduğu sürdürülebilir anlayışa dayalı yeni bir döneme girilmiştir.

Bu yeşil ve döngüsel ekonomi anlayışı ile şekillenmekte olan yeni küresel ticaret alanları dışında kalmamız düşünülemez.

Ayrıca yeşil ekonomiye geçiş sadece küresel ticaretten pay almak için değil, kendi ülkemizin de çevre duyarlılığına karşı toplumsal bir sorumluluğumuzdur.

Türkiye’nin bir taraftan bir iklim yasası hazırlığı, diğer taraftan da fazla gecikmeden Paris İklim Anlaşmasını TBMM’den geçirmesi yerinde olacaktır.

AB karbon kaçağını önlemek için yol haritasını şekillendirmeye başlamıştır.

Avrupa Yeşil Mutabakatı dış ticaretimiz açısından hayati önemdedir.

Geç kaldığımızda dış ticaretle ilgili üç sorunla karşılaşabiliriz. Bunlar:

1-Paris Anlaşmasını imzalamayan ülkelerle yeni“Serbest Ticaret Anlaşma”sı yapılmasının kısıtlanması,

2-Şartları sağlamayan ürünler için sınırda karbon vergisi düzenlenmesi,

3-Özel yeşil sertifikalı “Eko-Etiket” gibi yeni standardlar konulmasıdır.

AB en önemli ticaret ortağımızdır. İthalat ve ihracatımızın yaklaşık yarısını AB ülkeleri ile gerçekleştiriyoruz.

Sınırda Karbon Düzenlemesi mekanizmasını dikkate alarak; demir-çelik, alüminyum, kmya, plastik, çimento, cam, otomotiv ve beyaz eşya ve gıda sektörlerimiz uyum çalışmalarına geç kalmadan başlamalıdır.

 

 

Yapılan bir hesaplamaya göre, AB pazarına halen yapılan ihracat kapsamında, karbondioksit salımı için ton başına 30 Euro karbon vergisi ödenmesi durumunda, sadece çimento sektörü 170 milyon Euro karbon vergisi ödemek durumunda kalınacaktır..

Yeşil Mutabakat Türkiye için bir risk olduğu kadar, sürdürülebilir yeşil kalkınmamız için de fırsatlar yaratacaktır.

Avrupa Komisyonu’nun Yeşil Mutabakat İlk Çağrısı 22 Eylül 2020 de açılmıştır. Başvuru işlemleri, Türkiye’de Dışişleri Bakanlığı AB Başkanlığı ve TÜBİTAK tarafından yürütülülmektedir.

Yeşil dönüşüm için ilk çağrıda ayrılan kaynak 271 Milyon Euro’dur.

Çağrı kapsamında enerji başlığında toplam 128 milyon Euro, Binalarda Enerji Verimliliğinde 60 milyon Euro, Çevreci Hava Limanları ve Limanlar için 10 milyon Euro, “Tarladan Sofra”ya gıda stratejisine destek olacak projeler için ise 74 milyon Euro kaynak ayrılmış durumdadır.

2030 yılına kadar yılda yaklaşık 260 milyon Euro tutarında yatırım yapılacağı ve yatırım kaynağı olarak büyük ölçüde sınırda karbon vergisinden yararlanılacağının da altı çiziliyor.

Ayrıca 2021-2027 döneminde yürütülecek Ar-Ge ve İnovasyon Çerçeve Programı olan“Horizon Europe-Ufuk Avrupa” kapsamında yeşil dönüşüm Ar-Ge projelerini de içerecek şekilde 100 milyar Euro bütçeli çağrılar da konuşulmaya başlanmıştır. Yakında bu desteğin de detayları belli olacaktır.

Bu arada Amerika Birleşik Devletleri’nde Demokratların iktidara gelmesi ve Biden döneminin başlaması ile birlikte ,Trump döneminde sakıncalı bulunan Paris İklim Anlaşması’nın imzalanacağı açıklamıştır.

Ayrıca çok önemli bir gelişme de, ABD tarafından Avrupa Yeşil Mutabakatı’ paralelinde “New Green Deal-Yeni Yeşil Mutabakat”adıyla bir pogramın ilan edilmesidir.

Bu program 1929 büyük buhranını aşmak için 1930 yılında Başkan Roosvelt tarafından ilan edile “New Deal-Yeni Mutabakat” programını andırmaktadır. Çünkü Yeni Yeşil Mutabakat’ın maliyetini 100 trilyon doları bulacağından söz edilmektedir.

Çin ise, AB ve ABD’nin ilan ettiği yeşil mutabakat şartlarını sağlamadığı durumda karşılaşacağı küresel ticaret engellerini hesaplayarak yeşil ekonomiye geçiş sürecini adım adım hayata geçirmektedir.

Görüldüğü gibi sürdürülebilir yeşil ekonomi ve yeşil dönüşüm kaçınılmaz olmaktadır. Bu gelişmelerin dışında kalacak ülkeler küresel ticarette zorlanacaklardır.

Tüm sektörlerimiz için yeşil ekonomiye geçiş hazırlıklarımızı geç kalmadan yapmalıyız.

15.04.2021

Prof. Dr. Yusuf Zeren