Prof. Dr. Yusuf Zeren Pandemi, Tarım ve Gıda Tedarik Sisteminizi Gözden Geçirmek İçin İyi Bir Fırsattır
Advert
Pandemi, Tarım ve Gıda Tedarik Sisteminizi Gözden Geçirmek İçin İyi Bir Fırsattır
Prof. Dr. Yusuf Zeren

Pandemi, Tarım ve Gıda Tedarik Sisteminizi Gözden Geçirmek İçin İyi Bir Fırsattır

Advert

İKLİM KRİZİ NEDENİYLE YAŞAYACAKLARIMIZIN DA OLASI BİR PROVASIDIR                                                                                                                                                                                                                     

1-TARIM VE GIDA  KÜRESEL GÖRÜNÜMÜ NE DURUMDA? 

Pandemi döneminde yükselen korumacılık  gerek toplum sağlığında ve gerekse asgari  gıda tedarikinin karşılanmasında  dünyayı bir bütün olarak düşünmemizin ne kadar gerekli olduğunu gösterdi. 

Halen yaşadığımız pandeminin nereden, nasıl kaynaklandığı net olarak bilinemiyorsa da, küresel gıda krizinin kaynaklanma sebepleri aşikardır. Bunlar: 

Küresel iklim kırizi, ülkelerde yaşanan sosyal huzursuzluklar (iç savaş-Suriye örneği), pandemiye yol açan salgın hastalıkların kısa zamanda kontrol altına alınamaması ve gelişmiş ülkelerin uyguladıkları korumacılıktır. 

Gelişmiş ülkeler, küresel kriz dönemlerinde aşı ve gıda tedarik sorunlarını sadece  kendileri için çözmüş olmanın küresel sorunu bertaraf etmeye  yeterli olmadığını gördüler.  

Pandemi sorununun kökten çözülmesi için küresel işbirliğinin ne kadar gerekli olduğu anlaşıldı. 

Hareketliliğin çok arttığı günümüzde ülkelerin sınırlarını uzun süre kapatmalarının mümkün olmadığı da anlaşıldı. 

Diğer taraftan iklim kırizinin oluşumunda hemen hiçbir günahı olmayan güney  yarımküre ülkeleri, gıda  ve aşı tedarikinde en çok olumsuz etkilenen ülkelerin başında geliyor.  

Aşırı kuraklık, deniz seviyesindeki geniş tarım alanlarının su altında kalması (Bengladeş, Vietnam, ada ülkeleri vbg.), yokluk, doğal afetler ve iç savaş nedeni ile birçok insan yaşadıkları coğrafyayı terk etmek zorunda kaldılar. 

Özellikle Kuzey Afrika’dan, Orta-Doğu’dan, Afganistan’dan, Bengladeş’ten gelen göç dalgaları gelişmiş ülkelerin sınırlarına dayandı. 

Tahammül edimez insan manzaraları halen yaşanmaya devam ediyor. 

AB ülkelerinde göçmen karşıtı hareketler artıyor, ırkçı partiler güçleniyor ve tüm dünyada huzursuzluk yaygınlaşıyor. 

Küresel dayanışma yerine herkes kendi başının çaresine baksın anlayışı yaygınlaşıyor. 

Birleşmiş Milletler Sağlık ve Gıda Örgütleri gibi uluslararası kuruluşların ne kadar etkisiz oldukları bir kez daha anlaşıldı. 

Oysa yaşadığımız COVID-19 Pandemisi ve iklim krizi şunu gösterdi ki, küresel sorunlar yine ancak güçlü küresel dayanışma ve yardımlaşma ile çözülebilir. 

Gelişmiş ülkeler teknolojik ve maddi imkanlarını kullanarak ihtiyaçlarından fazla aşıyı depoladılar, gıda fazlası olan ülkeler önce kendi ihtiyaçlarımız diyerek gıda ihracatına ambargo koydular. Gıda fiyatlarının aşırı artmasına sebep oldukları gibi pek çok insanın dayanışma ve yardımlaşma isteğini de engellediler.  

Artık dünyayı bir bütün olarak görmenin zamanı geldi.  

Özellikle emperyalist sömürgeci ülkeler günahlarının kefaretini ödemelidir. 

Yoksa sınırlarını kapatarak göçü engelleyemezler. 

O insanların yaşadıkları coğrafyada kalmalarını sağlayacak çözümler için öncülük etmeleri gerekmektedir. Belki böylece vicdanlarını biraz da olsa rahatlatabilirler.  

Yaşanan pandemiyi fırsata dönüştürerek yoksun bırakılan bu insanların sağlık ve gıda sorunlarını kökten çözecek uzun vadeli küresel programlara ihtiyaç var. 

Hala bu ülkelerin yeraltı zenginlikleri, doğaları sömürülmeye devam ediliyor. 

Çok önemli diğer bir küresel konu da, biyolojik çeşitliliğin korunmasıdır. 

Günümüzde çok tüketilen gıdaların %75’i 12 çeşit bitki ve 5 tür hayvandan sağlanmaktadır. 

Başta buğday olmak üzere, koyun ve sığır cinsi hayvanlar Yukarı Mezopotamya kaynaklı olup, bu coğrafyadan dünyaya yayılmıştır. 

Oysa dünyada 20 bin civarında insan beslenmesinde kullanılabilecek bitki çeşidi vardır.  

Tüketilen kültür bitkisi sayısının sınırlı olması hem beslenme bozukluklarına yol açmakta hem de doğal bir felaket durumunda kıtlık sorunlarına yol açabilecek özellik taşımaktadır. 

Yerel tohumlarının ve yerel hayvan ırklarının korunması küresel hastalık ve zararlı istilasına karşı dayanıklılık sağlanması için hayati önemdedir.  

Bu tür ve çeşitler binlerce yıllık doğal seleksiyon sonucu hayatta kalmayı başarmışlardır. 

Ancak çoğu ülkede daha yüksek verimli ve pazar değeri yüksek olması nedeni ile hibrit ithal çeşitler üretilmektedir. 

İnsana yönelik pandemiler olabildiği gibi, tarihte yaşanmış küresel bitki ve hayvan hastalıkları pandemisinin yol açtığı kıtlık dönemleri de vardır.  

Sonuç olarak; dünyamızın tüm canlılar için yaşanabilir kılınması için daha dayanıklı, sürdürülebilir,ekolojik ve  küresel paylaşımcı bir tarım-gıda ve sağlık sistemine ihtiyaç vardır. 

2-TÜRKİYE’DE TARIM VE GIDA GÖRÜNÜMÜ NE DURUMDA? 

Türkiye yıllık 40-50 milyar dolarlık tarımsal üretim  yapabilen ve yer aldığı coğrafyanın sağladığı avantaj nedeni ile  tarım ürünleri çeşitliliğine sahip az sayıdaki ülkelerden biridir. 

Türkiye’nin son 20 yıllık gıda ihracatının ithalatını karşılama oranı %109’dur. 

Diğer bir ifade ile, ihracat-ithalat dengesi %9 gibi küçük bir oranda Türkiye lehinedir. 

Aslında toprak ve insan varlığımız ve bulunduğumuz coğrafyanın sağladığı avantajlar dikkate alındığında kaynaklarımızı yeterince iyi kullanamadığımız da anlaşılmaktadır. 

2050 yılında tüm ülkelerin bu günkü gıda düzeyine göre %60 daha fazala gıdaya ihtiyaç duyacakları tahmin edilmektedir. Bizim de hem üretimi, hem de verimliliği artırmamız şarttır.  

Türkiye’de 2001 sonrası yirmi yıllık dönemde dikkat çeken en önemli gelişmelerden biri, beklendiği gibi tarımın hem GSYH içindeki, hem de istihdam içindeki payının azalmasıdır. 

Tarımın 2000 yılında GSYH içindeki payı 10,1 iken, 2018’de % 5,8’e, aynı dönemde istihdam içindeki payı da %36’dan % 18,2 düşmüştür. 

Toplam ihracat içindeki payı %13,2 den % 10,2 gerilemiştir. Toplam ithalat içindeki payı ise, %5,9 dan %6,4 ‘e yükselmiştir. 

Tarıma ayrılan toplam desteklere bakıldığında, önemi gereği desteklerin artması gerekirken, aksine zaman içinde 2000’li yılların başında desteklere ayrılan pay GSYH’nın %4’üne yakınken, tarımın önemi azaldı bahanesi ile destek payı  azaltılmış ve  2019’da % 1,1 düzeyine kadar gerilemiştir.   

Bu doğal gelişmeler ve İktidarlar tarafından tarıma yeterince önem verilmemesie rağmen, Türkiye mevcut doğal ve insan kaynaklarını rasyonel kullandığı takdirde COVID-19’a benzer pandemilerde gıda güvenliğini yönünden sıkıntı çekmeyeceği gibi, korumacılığa başvurmadan küresel gıda tedarikine önemli katkılarda bulunabilir. 

Bunun sağlanabilmesi için de karar vericilerin, üretici örgütlerinin, tedarik ve lojistik konularında ortak hareket etmeleri, arz ve talebe dayalı bir planlama yapma becerisine sahip olmaları gerekir. 

3-TÜRKİYE’DE GIDA GÜVENLİĞİNİ SAĞLAMAK İÇİN NELER YAPILMALIDIR? 

TÜİK verilerine göre 4 milyon 618 bin tarımsal işgücümüz vardır. Bunun %85,3 ü kayıt dışıdır. Çünkü çalışanların büyük bir kısma aileyi oluşturan kadınlar ile, tarımsal faaliyetlerin yoğunluk zamanlarında geçici çalıştırılan göçmen işçilerdir. 

T.C.Tarım ve Orman Bakanlığı verilerine göre mevcut durumda ekili dikili tarım alanı büyüklüğümüz 23 milyon hektardır.  

1990 yılı istatistiklerinde ise 27,8 milyon hektar tarım alanımızın olduğu görülmektedir.  

Son otuz yılda ekilen dikilen tarım alanlarımızın %18 oranında azalmıştır. Azalmanın sebepleri; ekilmeyen atıl  alanlar, kıymetli tarım alanlarına  yapılan konutlar, ticari  ve endüstriyel yapılar ile açılan yollardır. 

Gıda güvenliği insanların temel ihtiyacı olan gıdanın bulunabilirliği ve kolay ulaşılabilirliği (miktar ve fiyat açısından) anlamına gelmektedir. Ülkemizin gıda güvenliğinin sürdürülebilir olarak sağlanması için yakın ve uzak vadede alınması gereken önlemler şöyle sıralanabilir:  

1-Gıdanın %95’i doğrudan topraktan sağlanmaktadır.                                                                                Bitkisel ve hayvansal üretimden yeterli verim alabilmek için temiz toprak, su ve hava temel unsurlardır. 

Tarım topraklarımızı  ve suyumuzu  değerli bir hazine gibi korumamızın ne kadar gerekli olduğu bu pandemi nedeniyle çok daha iyi anlaşıldı.  

2-Türkiye’nin üretim yetersizliği nedeni ile ithal ettiği ürünlerin başında buğday, mısır, çeltik, soya fasulyesi ve ayçiçeği gelmektedir. Zaman zaman canlı hayvan ve kırmızı et ithal ettiğimiz de olmaktadır. Tüm bu ürünlerin ithalata başvurulmadan Türkiye de yeterince üretilmesi mümkündür.  

Yukarıda dikkat çekilen atıl tarım arazilerinin bir kısmının bile yeniden  üretime açılması ithalata gerek kalmadam kendi ihtiyacımızı karşılayacak kadar üretim yapmaya yeterlidir. 

3-Çiftçilerimizin yaş ortalaması 55’ ve önemli bir kısmının da yaşları 65’in üzerindedir. 

Bu nedenle kırsal kesimde çalışanlar için sosyal güvenlik sistemi yeniden düzenlenmeli, genç nüfus kırda yaşamaya özendirilmelidir. 

4-Modern tarım teknikleri (dijitalleşme, yapay zeka, veriye dayalı iş modelleri, tarımsal bilgi sistemleri) ile verim artırılmalı, kayıplar azaltılmalıdır.                                 Bu gelişmeler ancak kırda yaşamaya gönüllü iyi eğitimli genç nüfus ile sağlanabilir.  

5-Dışardan ithal edilen tarım ilacı, tohum, mazot ve benzeri  girdiler Türkiye‘de üretilerek üreticiye daha uygun fiyatlarla sunulabilmelidir. 

6-Hayvan yemi üretimini artırmak için yeni planlamalara ihtiyaç vardır. Pahalı yem tüm hayvansal gıdaların fiyatlarının artmasına yol açmaktadır. Mısır ve soya üretimi yetersiz olduğundan ithalata başvurulmaktadır. 

7-Toplulaştırma çalışmaları hızlandırılmalı, sulanabilir tarım alanları artırılmalı, su tasarrufu sağlayan modern sulama sistemleri yaygınlaştırılmalıdır.  

8-Tüm gelişmiş ekonomilerde önemi gereği tarım desteklenmektedir. Türkiye’de tarım destekleri yetersizdir. İyi bir planlama ile en çok ihtiyaç duyulan ürün çeşitlerinin üretimi planlı bir şekilde özendirilmelidir.                                   Pandemi sırasında tarıma hiçbir ilave destek sağlanmamıştır. 

9-Gıda güvenliğini temin için stok yönetimi, arz zincirinde kayıpların ortadan kaldırılması, kıriz durumlarında serbest piyasaların düzenlenmesine yönelik kuralların konulması sağlanmalıdır. 

10-Tarım alanlarının miras ve satış yolu ile parçalanmasını önleyen düzenlemeler daha da geliştirilmeli, mirasçıların arazi edinmelerine destek sağlanmalıdır.  

11-Mer’alar korunmalı ve iyileştirilmeli, yem üretiminin artırılması için tedbirler alınmalıdır.                                                                                                                                           12-Tarım ve Orman Bakanlığı bünyesindeki Devlet Üretme Çiftlikleri tohum ve damızlık hayvan sağlamada Türkiye’nin sigortasıdır. Kesinlikle korunmalıdır. 

 Prof. Dr. Yusuf Zeren