Prof. Dr. Yusuf Zeren NÜKLEER ENERJİ VE DOĞALGAZIN AB’DE SÜRDÜRÜLEBİLİR YEŞİL YATIRIM KAPSAMINA ALINMASI HANGİ ÜLKELERİ SEVİNDİRDİ, HANGİLERİNİ ÜZDÜ? ÇIKARTILMASI GEREKEN DERSLER.
Advert
NÜKLEER ENERJİ VE DOĞALGAZIN AB’DE SÜRDÜRÜLEBİLİR YEŞİL YATIRIM KAPSAMINA ALINMASI HANGİ ÜLKELERİ SEVİNDİRDİ, HANGİLERİNİ ÜZDÜ? ÇIKARTILMASI GEREKEN DERSLER.
Prof. Dr. Yusuf Zeren

NÜKLEER ENERJİ VE DOĞALGAZIN AB’DE SÜRDÜRÜLEBİLİR YEŞİL YATIRIM KAPSAMINA ALINMASI HANGİ ÜLKELERİ SEVİNDİRDİ, HANGİLERİNİ ÜZDÜ? ÇIKARTILMASI GEREKEN DERSLER.

Advert

Avrupa Komisyonu (Bakanlar Kurulu), AB içinde uzun süredir yoğun tartışmalara konu olan nükleer enerji ve doğalgazın sürdürülebilir yeşil yatırım taksonomisi (sınıflandırıması) kapsamına alınıp alınmayacağı konusundaki kararını nihayet açıkladı.

Komisyon, 31 Aralık 2021 tarihinde, yılın son gününde, nükleer güç ve doğalgaz çevrim santraları kaynaklı tesis yatırımlarının 2045 yılına kadar yeşil taksonomi kapsamına alınmasına olumlu karar verdi.

Yatırımların yeşil taksonomi kapsamına alınması, özel bir sübvansiyona tabi olacağı anlamına gelmemektedir.

Yatırımcılara yol gösteren, fon temininde yararlı olabilecek bir uygulamadır.

Nükleer ve doğalgazın çevre sorunları açısından aklandığı gibi bir

anlam da taşımamaktadır.

Komisyon tarafından yeşil sınıflandırma kapsamına girecek yatırım alanlarının aşağıda belirtilen 6 şarta uygun olması gerekmektedir. Bu şartlar:

1-İklim değişikliklerinin azaltılması,

2-İklim değişikliğine uyum,

3-Tatlı su ve deniz suyu kaynaklarının sürdürülebilir kullanımı ve korunması,

4-Döngüsel ekonomiye geçiş,

5-Her türlü kirliliğin önlenmesi ve kontrolü ile

6-Ekosistem ve biyoçeşitlilin korunması ve geliştirilmesi şartlarıdır.

Avrupa Komisyonu’nun, geçici bir süreyle de olsa, nükleer enerjiyi ve bir fosil yakıt olan doğalgazı bu kapsamda değerlendirmede ne kadar zorlandığı açıktır.

AB ülkelerinin ulusal enerji politikalarının farklılığı böyle bir karar alınmasını zorlaştırmıştır.

 

Bu karar, koalisyon ortağı olan Alman Yeşillerini çok çok üzdü.

Avusturya, süreci Avrupa Parlamentosuna taşıyarak Komisyon kararını veto ettirmeye çalışacağını açıkladı.

Fransa karardan çok mutlu oldu.

Çünkü, Fransa AB içinde nükleer teknolojisi en gelişmiş ülkedir. Elektrik enerjisinin, 2021 yılı itibarı ile, %67’sini nükleer kaynaklardan sağlamaktadır. Nükleer teknoloji ihraç eden bir ülkedir.

Nükleer imalat sanayiinde yaklaşık 200 bin çalışanı istihdam etmektedir.

Fransa aynı zamanda komşu ülkelerin pik tüketim zamanlarında elektrik enerjisi ihraç etmektedir.

Fransa Avrupa Birliği içinde nükleer silahlara sahip olan tek ülkedir.

Almanya bu sahiplikten hiç memnuniyet duymamaktadır.

Karardan çok mutlu olan, uzak bir ülke, Rusya Federasyonu’dur.

Çünkü, Rusya AB’in en büyük bir doğalgaz tedarikçisidir.

İnşaatı tamamlanmış “Kuzet Akım 2” boru hattından gaz sevki için karar beklenmektedir.

Ayrıca, başta Doğu Avrupa ülkelerindeki Rus kökenli nükleer santralların hem imalatçısı, hem de tedarikçisidir.

Rusya, bütçe gelirlerinin yarısına yakınını fosil kaynak ve nükleer teknoloji ihracatından sağlamaktadır.

Ayrıca ciddi bir silah ihracatçısıdır.

AB Komisyonu’nun hangi şartlar altında böyle çelişkili bir kararı almak durumunda kaldığının daha iyi anlaşılması için üye devletlerin elektrik enerjisi üretim kaynaklarına göz atmakta yarar var.

Son beş yılın ortalaması olarak, elektrik üretim kaynaklarının toplam üretim içindeki payları aşağıdaki gibidir:

Hidrolik enerji % 13, RES %16, GES % 5, Biyokütle % 3, Nükleer %27, Linyit kömürü %8, Taş kömürü %8, Doğagaz % 17, diğer %4’dür (Kaynak: Energy Brainpool).

Görüldüğü gibi AB ülkeleri elektrik enerjisinin halen %27’sinin nükleerden, %17’sinin doğalgazdan sağlamaktadır.

Bu oranlar, ülkelerin doğal kaynakları, bulundukları coğrafyanın iklim özellikleri ve ulusal enerji programlarına göre zaman içinde değişecektir.

Nükleer kaynaklı elektrik enerjisinin toplam elektrik üretimi içindeki oranları ise ülkelere göre aşağıdaki gibidir (Kaynak:Energy Brainpool)

Hollanda %3, Almanya %11, Romanya %21, İspanya %22, isveç %30, Finlandiya %34, Çekya %37, Slovenya %38, Belçika %39, Bulgaristan %45, Macaristan %46, Slovakya %54, Fransa %67 (Kaynak: agk )

Doğalgaz kaynaklı elektrik üretim oranları ise :

Almanya %15, Romanya %18, Hırvatistan %29, İspanya %34,

Belçika %41, Birleşik Krallık %47, Portekiz % 48, Letonya %48, Litvanya %50,i İrlanda %54, İtalya %55, Yunanistan % 58, Hollanda %68 (Kaynak: agk )

Görüldüğü gibi nükleer enerjisi yetersiz ya da hiç olmayan ülkeler ağırlıklı olarak elektrik enerjilerini doğalgaz çevrim santrallarından sağlamaktadır.

AB’de 11 ülke elektrik enerjisinin %15’sinde fazlasını nükleerden, 13 ülke ise doğalgazdan sağlamaktadır.

Elektrik enerjisi üretimimde %10’dan daha fazla yenilenebilir kaynağa dayalı elektrik enerjisi üreten ülkeler sırasıyla:

Malta %10,7; Fransa %19,1; Almanya %19,3; İtalya %20,4 ; Finlandiya %43,3; İsveç %60,1.

Birliğe dahil olmayan İzlanda %77,4 ve Norveç ise, elektrik enerjisinin %77,5 ini yenilenebilir kaynaklardan sağlamaktadır.

Bu rakamlar yerine, yenilenebilir kaynakların kurulu kapasite içindeki oransal değerleri, verilseydi çok oranlar daha yüksek değerler olacaktı.

Örneğin, Türkiye’nin 100 000 MW’lık kurulu gücünün %53’ü yenilenebilir kaynaklardan oluştuğu halde, 2021 yılında RES ve GES’lerden sağladığımız elektrik enerjisi, üretilen tüm elektrik enerjisinin sadece %13,6 (hidrolik hariç).

Çünkü, başta güneş ve rüzgar olmak üzere, yenilenebilir enerji kaynaklarının emre amade olma oranları nükleer ve doğalgaza göre çok düşüktür.

Komisyon’un bu kararı hangi şartlarda alındığı konusuna geri dönülecek olunursa:

Üye ülkeler, karar öncesi Fransa ve Almanya öncülüğünde nükleer taraftarı ve karşıtı olmak üzere ikiye bölünmüşlerdi.

Bu durumda Komisyon’un uzlaşmacı bir karar alması kaçınılmazdı.

Karara itirazı olan ülkeler, kurallar dahilinde, Avrupa Parlamentosu’na başvurarak kararın veto edilmesini sağlama hakkına sahiptirler.

Komisyon kararlarının veto edilebilmesi için 27 üye ülkeden en az 20’sinin, ya da başkan dışında, parlamento üyelerinin 2/3 ünün hayır oyu kullanması gerekmektedir.

AB Parlamentosu’nda ülkeler bazında yapılacak oylamada veto kararı çıkma olasılığı zayıf görünmektedir.

Ancak, milletvekillerinin katılımıyla yapılacak bir oylamada, yeşiller ve özelikle Doğu Avrupalı milletvekillerinin oyları ile bir veto çıkma olasılığı vardır.

Çünkü, fosil yakıt ithalatı ile AB ülkelerinden Rusya’ya yılda yaklaşık 90 milyar dolar kaynak aktarıldığı ve bu paranın önemli bir kısmının silahlanmada kullandığı iddia edilmektedir.

Ülkemiz açısından, Birlik içinde Fransa ve Almanya’nın uygulamakta oldukları iki farklı ulusal enerji politikası incelemeye değer iki örnektir.

Fransa halen toplam elektrik enerjisinin %67’sini nükleer kaynaklardan sağlamaktadır.

Fransa Cumhurbaşkanı Macron, yaşanan son enerji krizi ve doğalgaz tedarikinde yaşanan sıkıntılar nedeni ile, başkanlık seçimini tekrar kazandığında, nükleer kaynaklı elektrik üretiminin artırılacağı tezini seçim propogandası olarak kullanmaya başlamıştır.

Fransa ve Almanya seçmenlerinin nükleer enerji konusunda görüşleri farklıdır.

Almanya, elektrik üretiminin sadece %11’ini nükleerden sağlıyor. Kalan tüm nükleer reaktörlerini yakında kapatacağını açıklamıştır.

Ayrıca en geç 2030 yılına kadar da kömür santrallarından tümüyle çıkma planlamalarını da yapmıştır.

Doğalgaza dayalı elektrik üretimi ise, %15 gibi oldukça düşük bir düzeydedir.

Peki Almanya, Fransa’nın aksine, enerji güvenliğini tehlikeye atma pahasına, neden nükleerden ve fosil yakıtlardan tümüyle çıkış kararı alabiliyor?

Almanya, 2050 yılından önce tüm enerji ihtiyacını yenilenebilir kaynaklardan sağlayacağı ulusal bir enerji planını adım adım uygulamaktadır.

Bu plan kapsamında kuzey bölgesinde gerek karada, gerekse deniz içinde RES yatırımlarına büyük kaynak ayırmıştır.

Sanayi tesisleri, ticari yapılar ve konutların çatı ve uygun cepheleri ile uygun alanlarını GES’lerle donatmaktadır.

Almanya’nın GES kurulu gücü 60 000 MW, RES kurulu gücü 56 000MW ‘a ulaşmıştır.

Tüm hidrolik kaynaklarını çok etkin kullanmaktadır.

Enerji yoğunluğunu azaltacak katma değeri yüksek bir sanayileşme politikası uygulanmakta, enerji girdisi yüksek sanayi alanlarından çıkmakta, tüm binalarda yalıtıma önem vermektedir.

Mobilitede elektrikli araç kullanım hızla yaygınlaştırmaktadır.

En önemli güvencesi ise, yenilenebilir kaynaklardan elde ettiği enerjinin %20’sini emre amade olarak depolamayı sağlayacak bir kapasite geliştirme çalışmasıdır.

Yüzde yüz yenilenebilir enerjide tedarik güvenliği için, üretilen elektrik enerjisinin bir kısmının, emre amade olacak şekilde, depolanması şarttır.

Almanya ulusal yeşil hidrojen programını da ilan etmiştir.

Yenilenebilir kaynaklardan elde edilen ucuz elektrik enerjisi ile beslenen yüksek kapasiteli elektroliz cihazları sudan kütlesel hidrojen elde etme projesini hayat geçirmektedir. Pilot tesisler kurulmuştur.

Çevrim santrallarında doğalgaz yerine hidrojeni yakıt olarak ikame edecek çalışmalar aralıksız sürdürülmektedir.

Elde edilen hidrojen, mevcut doğalgaz boru hatlarından yararlanılarak ihtiyaç sanayi bölgelerine taşınacak ve hidrojen çevrim santrallarında elektrik enerjisi üretilecektir.

Hidrojenin çevrim santrallarında yakıt olarak kullanıldığında en önemli avantajı emisyon olarak ortama sadece su buharı salınmasıdır

Almanya2nın diğer çabalardan biri de, MENA (Middle East and North Africa) ülkelerinde uzun yıllardan beri gerçekleştirmeyi planladığı “Desertec” çöl teknolojisi projesi kapsamında çok yüksek kapasiteli GES’lerden üretilecek elektrik enerjisinin Akdeniz altından Avrupa’ya taşınması projesidir.

Almanya, 2050 yılına gelmeden bütünü ile yenilenebilir kaynaklara dayalı net sıfır emisyonlu enerji sitemine geçmek için plan ve programlarını adım adım hayata geçirmektedir.

Elektrik enerjisi başka nasıl depolanabilir? En bilinen yöntem, elektrik enerjisinin bataryalarda doğru akım olarak depolanma yöntemidir.

Çatı GES’lerde üretile elektrik enerjisinin bir kısmını bataryalarda depolayarak gece konutlarda kullanma imkanı vardır.

Güneş paneli olan konutlar için kombi büyüklüğünde ev tipi batarlalar ticarileşmiştir.

Elektroliz cihazlarında verimi artıracak ve maliyeti azaltacak ar-ge çalışmaları devam etmektedir.

Almanya ciddi bir elektroliz cihazı ihracatçı ülkesi olma yolundadır.

Ayrıca yakıt hücrelerinin (fuel cell) kullanımı yaygınlaşmaktadır.

Yakıt hücreleri hidrojen gazından elektrik üreten büyük kapasiteli sabit cihazlar oablidiği gibi, taşınabilir kompakt cihazlar şeklinde de üretimleri vardır.

Hidrojen gazı özel tüplerde taşınarak yakıt hücrelerinin gaz ihtiyacı karşılanmaktadır.

Bu cihazlar elektrik yanında ısı da üretmektedir.

Yakıt hücreleri uzun zamandan beri bilinmekte ve pazarlanmaktadır.

Konutlarda kullanılan tipleri kombi büyüklüğündedir.

Ayrıca az da olsa yakıt hücresi ile çalışan araçlar trafiktedir.

Araç üzerinde hidrojeni güvenli depolama imkanları geliştikçe yakıt hücresi tahrikli elektrikli araçlarda artacaktır.

Sonuç olarak, Almanya ve Fransa’nın uygulamakta oldukları ulusal enerji politikaları kendi özel şartlarına göre planlanmıştır.

Ancak, Almanya’nın geliştirmekte olduğu hidrojen RES ve GES ağırlıklı depolamalı yüzde yüz yenilenebilir enerji politikası ülkemiz için yararlanılacak bir örnek olabilir.

Almanya’nın rüzgar avantajına karşı Türkiye’nin de güneş avantajı vardır.

Yenilenebilir enerji yatırımlarımızı artırırken bir taraftan da yeşil hidrojen üretimi ve elektrik enerjisi depolama politikamızı belirlemede daha fazla geç kalmamamız gerekmektedir.

Prof.Dr.Yusuf Zeren

10.02.2022.

DİĞER YAZILAR