DÜNYA
Giriş Tarihi : 18-01-2018 18:53   Güncelleme : 18-01-2018 18:53

Çevre Sorunun Gerçek Suçlusu Ekonomik Sistem mi?

Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de çevre konusu her geçen gün dahaçok ön plana çıkmaktadır. Çevre bilinçi arttıkça üretim, tüketim ve yatırım noktalarında çevreye duyulan hassasiyet artmaktadır. 1800 yılların sonlarında ön plana çıkan neo-klasik iktisat teorisi, doğal kaynakların tükenmeyeceğini ya da yaşanan çevre kirliliğinin piyasa sistemi içerisinde çözebileceğini düşünmüştü. 1900’lü yılların ortalarında hızla artan nüfus ile birlikte artan kentleşme ve endüstriyel üretim çevre kirliliği sorunlarını ortaya çıkardı. Çevreye ilişkin neo-klasik iktisadi teorinin yetersizliği her geçen yaşanan çevre kirliliği ile birlikte çok daha iyi anlaşılmaktadır.

Çevre Sorunun Gerçek Suçlusu Ekonomik Sistem mi?

Artan Kimyasal Girdiler ve Tohum Teknolojileri

Gelişmiş ülkeler sanayi ve teknoloji alanında ön plana çıkarken tarım sektörüne yaptıkları yatırımla birlikte, tarım sektöründe de ön plana çıkmaya başlamıştır. Buna bağlı olarak tarımsal verimliliği arttırmak için biyoteknoloji alanında gelişmeler tarımda kimyasal girdi kullanımı daha hızlı artmasına neden olmuştur. Çok uluslu şirketlerin ürettiği yüksek verimli hibrit (kısırlaştırılmış) tohumlar ve 1990’lı yılların ortasında laboratuar ortamında üretilen Genetiği Değiştirilmiş Ürünler (GMP), tarımda çevre sorunsalını daha da ön plana çıkarmıştır. Gıda ürünlerinin raf ömrünü arttırmak, renklendirmek, tatlandırmak vb. nedenlerle kullanımı hızla artan kimyasal katkı maddeleri insan sağlığını da tehdit eder olmuştur.

Endüstriyel tarım ve gıda yalnızca insan sağlığı üzerinde değil, hayvan refahına, biyoçeşitlilik, küresel ısınma ve dolayısıyla ekonomik dışsallığa neden olmuşlardır. Bu makalemde, endüstriyel tarım ve gıdanın insan sağlığı üzerinde yarattığı yarattığı etkilerden yola çıkarak oluşan olumsuz ekonomik dışsallıklar bağlamında değerlendirdim.

Kişi Başına İlaç Harcamasında Dünya Ortalamasını Yakaladık

Sağlıklı bireylerin, yaşamlarını ve fiziksel gelişimlerini sürdürebilmek için yeterli miktarda ve güvenli gıdayı alabilmeleri, yeterli ve dengeli beslenebilmeleri gerekir. Bu nedenle güvenli ve sağlıklı gıda üretimi ve tüketimi giderek ön plana çıkmaktadır. Dünyada çevre sorunları arttıkça gıdaya ilişkin sorunlarda gün geçtikçe artmaktadır. Söz konusu sorunlar ilaç tüketimini giderek arttırmaktadır. Dünyada son yirmi yılda kişi başına ilaç harcaması 2.3 kat artarak, 462 dolardan 1061 dolara yükselmiştir. Hızla artan ilaç harcaması ile tükettiğimiz tarımsal ürün ve gıdalar arasında birebir ilişki bulunmaktadır. Öyleki Türkiye’de son yirmi yılda kişi başına ilaç harcaması 5.8 kat artarak, 180 dolardan 1036 dolara yükselmiştir. Bu dünya artışının 2.5 katına denk gelmektedir (Şekil 1).
Şekil 1. Yıllara Göre Türkiye’de Kişi Başına İlaç Tüketimi (SGP göre ABD Doları)

Hayvansal Üretim Kullanımında Artan GDO’lu Yemler Antibiyotikler

Bazı literatürlerde, antibiyotiğe dirençli bakteriler hayvansal üretimde kullanımı yaygınlaştıkça, insan hastalıklarını tedavi etmek için kullanılan ilaçlar daha az etkili hale gelebilmektedir. Institute of Medicine, antibiyotik dirençli bakterilerin ABD sağlık harcamalarını her yıl dört ila beş milyar dolara yükseldiği tahmin ediyor.
Şekil 2. Endüstriyel Gelişme ve Tavuğun Evrimi

ABD’de, her yıl hayvanlar için 8 bin 900 ton, insanlar için 3 bin 400 ton antibiyotik kullanılıyor. Avrupa Birliği, 2006 yılında antibiyotiklerin hayvancılıkta büyütme amacıyla kullanılmasını yasaklamıştı. Endüstriyel üretim yöntemleri de obezite üzerine etkili olmaktadır. Endüstriyel üretim artışı ile birlikte, insanoğlunun 24 saat boyunca istediği kadar şeker, yağ ve tuza ulaşabilmesi obezitenin en temel nedenlerinden biridir.

Şekil 2. Endüstriyel Gelişme ve İnsanın Evrimi

Çevre kirlenmesi/bozulması toplumsal refahta iki yönlü azalmaya neden olur:Bu olgunun yarattığı zararın toplumsal refah üzerine doğrudan etkileri ve bu olgunun giderilmesi ve kontrolü için yapılan harcamalardır. Endüstriyel tarımla birlikte çevre üzerine yaşanan olumsuzlukların yarattığı refah kaybı ve kaybın giderilmesi için artan ilaç harcamaları konunun vehametini daha göstermektedir.

Bir Kızıldereli hikayesi

 

Bu haftalık yazımı bir Kızılderili hikayesi ile bitirmek istiyorum: Bir gün New York’ta bir grup iş arkadaşı, yemek molası için dışarı çıkıp caddede yürümeye başlarlar. İçlerinden birisi Kızılderilidir. Yürürlerken Kızılderili bir cırcır böceği sesi duyduğunu söyler. Diğerleri gülerek, bu kadar gürültü arasından cırcır böceği sesinin duyulamayacağını iddia ederler. Kızılderili cırcır böceği sesinin geldiğini söylediği yöne doğru gider. Arkadaşlarından biride onun nereye gittiğini gözlemek için onu izler. Gerçekten de o kadar yüksek binanın arasındaki küçücük bir yeşillikte cırcır böceğini bulurlar. Arkadaşı “Sende insanüstü güçler var, o kadar gürültü içinden bu böceğin sesini duyman bir mucize” der. Kızılderili “Bu sesi duymak için insanüstü güçlere sahip olmak gerekmez” diyerek arkadaşına kendisini izlemesini işaret eder. Kaldırımın ortasında durur ve cebinden çıkardığı madeni parayı yere atar. İnsanlar madeni paranın düşme sesini duyunca sesin geldiği yöne bakarak ceplerini yoklamaya ve paranın kendilerinden düşüp düşmediğini kontrol etmeye başlarlar. Kızılderili arkadaşına dönerek “Önemli olan nelere değer verdiğindir. Her şeyi ona göre duyar ve hissedersin” der.

Erkan Aktaş

EditörEditör