Yıl 1957
Siirt İli’nin Kozluk İlçe merkezindeyim.
Öğretmenliğimin ilk yılı.
İlçe merkezinde 2 öğretmeniz.
Aydın Demirbilek 2 yıllık öğretmen.
Aydın Hoca kıdemli olduğu için birinci dönemi, yani 1. 2. 3. Sıfları;
bense ikinci devre 4. 5. Sınıfları okutacağız. Yönetmelik böyle.
5. sınıfta ( Bu sınıfa nasıl geldiği belli değil) bir Sabri var ki, düşman
başına.
Bir horoz çaldığı için, lakabı “ Diko”.
Kürtçede horoz demekmiş. Bu yüzden Sabri Diko diyorlar.
Sabri, Belediye tahsildarının oğlu.
Babasının, ölmesi için dua ettiği bir çocuk.
Sabah okula diye evden çıkan; akşam kendinden önce, en az on
şikâyetçiyi getirebilen, örgütleyici bir çocuk,
-O çocuk için, Babasının ödediği zarar parasıyla bir ev yapılırdı,
diyorlar.
İnsan iyisi tahsildar Eşref Efendi:
-Biricik korkum, çocuk katili olmaktır diyen; hatta çıldırdığı günü,
açık açık anlatan bir adam:
-Bir kış, fırtınalı bir gündü. Çamaşır kazanına soğuk suyu doldurup,
bu veledi çırılçıplak oturttum içine. Kollarını kazanın kulplarına bağladım.
Sabaha kadar ahırda öyle kaldı.
Çıtı çıkmadı.
Ölmüştür dedik.
Düşünebiliyor musunuz, anası ağlamadı.
Gidip, karakola teslim olalım diye, evden çıkarken, kapıdan bir baktım,
sakız çiğniyordu, dedi Eşref Efendi.
Sonraki sabah da kolundan tutup, getirdi bana:
-Beni tenkit ettin, yerden yere vurdun. İşte getirdim. Ne yapacaksan yap, dedi çıkıp gitti.
Ne var ki isyankâr değil, kaçıp gitmiyor Sabri. Oturttum bir sıraya.
Defteri, kalemi yok.
Diğer çocuklardan, en az 2- 3 yaş daha büyük; delikanlılığa ilk adım.
Öğretmenimin sözü aklıma geldi, her sıkıştığımda gelir zaten.
Sosyoloji dersimize giren Ömer Uyar, sosyal sorunların çözümünde beni yetenekli görür:
- Sen mutlaka bir çözüm bulursun, derdi.
Bu yargı, alabildiğine motive ederdi beni.
Sabri’nin önceki okul ilişkilerini, hiç konu etmedim.
Övgüyle başladım söze:
-Sabri, senin hakkında çok övgü duydum. Becerikli olduğunu biliyorum.
Bundan sonra benim en iyi yardımcım olacaksın.
Hatta seni “ Sınıf Başkanı” yapacağım. Ama bazı şartlarım var: Kimseyi dövmeyeceksin. Kimseye küfür etmeyeceksin. Yanlış gördüğün şeyleri bana bildireceksin.
Bunları başarmak için de, okuldan kaçmayacaksın.
Şimdi beş dakika düşün, sonra bana erkek cevabı ver, dedim.
Sabri, 1 dakika bile düşünmeden:
-Tamam öğretmenim. Bir tane bile yanlış yaparsam o... çocuğuyum,
dedi.
Ağzı alışkındı bu laflara. Böyle sözlerin doğru olmadığını da anlattım.
Ve Diko Sabri’yi iyi bir öğrenci olarak mezun ettik.
***
Yıl 1971
Kilis’ten geliyorum.
Kilis Öğretmen Lisesi’nde okuyan kızlarımı götürmekten, dönüyordum.
Benim gibi, öğrenci götürmekten dönen bir Mersin minibüsündeyim.
Ama şoförü de, yolcuları da tanımıyorum.
Gece saat 3.00 civarında Ceyhan- Adana arasındayız.
Yolda müthiş bir arama var.
Yüzlerce araba dizilmiş vaziyette; biz de ortalardayız.
Yolcularda bir telaş başladı.
Kilis’ten gelenin mutlaka kaçak bişeyleri olurmuş.
Herkes indi.
Arabanın iç ışıkları yanıyor. Ben oturuyorum.
Kapıya bir polis yaklaştı, dikkatlice baktı:
-Beni tanıdınız mı? Dedi.
-Hayır, dedim.
Bu kez biraz daha sokuldu, şapkasını çıkardı:
-Şimdi nasıl?
-Hayır kardeşim; birine mi benzettiniz? Dedim.
-Yahu, siz Mehmet Babacan Hoca değil misiniz?
-Evet de, siz kimsiniz?
-Hocam ben Diko’ yum, Diko!
Ben, inmek için davranırken:
-Hayır hayır, inmeyiniz, dedi ve hemşirevari BİR sus işareti yaptı.
-Sizinkiler nerde? Sorusuna:
-Şu bizden olabilir diye, yakındakini gösterdim.
Gidip, adama bişeyler söyledi; o diğerlerini çağırdı; hasılı kısa süre
içinde yolcular yerleşti ve biz aradan çıkarılıp, yolcu edildik.
Arabanın içinde yoğun bir fısıltı başladı.
Şoför de dahil herkes birbirine:
-Biz nasıl kurtulduk? Diye, soruyorlardı.
Ben, şoförün ardındaki koltukta oturuyordum. Uyura verdim.
Hoş, öyle yapmasam da, kimse bişey soramazdı; suçluluk psikolojisi altındaydılar.
Çünkü benim büyük bir emniyet yetkilisi olduğuma inanıyorlardı.
Çünkü yolculardan biri:
-Polis şapkasını çıkardı, esas duruşa geçti, diye yemin ediyordu. Bağışlayın beni, merak ettim, ne iş yaparsınız*”
“ Öğretmenim.”
“ Aramadan çıkarılışımız nedeniyle, sizi bir Emniyet yetkilisi sanmıştık.”
“ Yok kardeşim, bir öğrencime rastladık da bıraktılar. Horoz öttü” dedim.
Horoz lafını merak etmiştir ya, ederse etsin…
Mehmet BABACAN
Mehmet Babacan
DİKO SABRİ
Salih A. Pala
İvriz Güzellemesi , Bir Salih A. Pala Şiiri
Dr. Osman Sirkeci
Patrona Yüzde 43! İşçiye Yüzde 30!
Barış Can Sever
SEÇİM GECESİ NOTLARI
Prof. Dr. Kamuran Elbeyoğlu
LA FONTAİNE’NİN AĞUSTOS BÖCEĞİNE YAPTIĞI HAKSIZLIK
Dr. Öğretim Üyesi Duygu Hıdıroğlu
YENİLİKÇİ LİDERLER ve YENİLİĞİN ŞİRKETLERE ENTEGRASYONU