DOLAR 0,0000
EURO 0,0000
STERLIN 0,0000
ALTIN 000,00
BİST 00.000
Advert Advert
Mehmet Babacan
Mehmet Babacan
Giriş Tarihi : 04-12-2022 13:10

CHP İKİNCİ YÜZ YIL VİZYONU

CHPP Genel Başkanı Sayım Kemel Kılıçdaroğlju’nun ortaya koyduğu “ Cumhuriyetin 2. Yy. Vizyonu”nu izledik.

Görkemli bir sunuştu. Umutlarımızı ivmelendirdi. Umudumuz sendedir iki gözüm Bay Kemal Bu ülkeyi bir kurtar kanımız sana helal

*Kanımız helal ise söyleyecek birkaç sözümüz olmalı, değil mi?

Saygıdeğer konuşmacılar bilimsel gerçekleri bir bir sergilediler Örneğin, bir Avrupa ülkesinde yöneticiye danışmanlık yapmış olan bilge kişimiz, ne güzel örnekler verdi.

Dinlerken ben kendime sordum:

• Bunu uygulayacak üretim gücümüz var mı?

• Bunun uygulanabileceği Demokrasi ortamımız ne âlemde?

Anlatılanlar ve örnekler ağırlıkla ekonomi üzerineydi.

O zaman ekonomiye bir bakalım.

Kuşkusuz kalkınmanın ana ekseni ekonomidir.

Ancak ekonomi bir bileşendir. Görelim nelerden oluşuyor:

• Üretim ortamı.

• Hammadde.

• Üretim araçları ve teknolojisi

• Üretim Gücü.

Üretim gücü insandır.

Kullanılan araçlar ve uygulanan teknoloji, üretim gücünü daha başarılı kılmaya yarayan yardımcılardır. Üretime elverişli demokratik alanın yaratılabilmesi de insan faktörünün gelişkinliğiyle doğru orantılıdır.

O zaman ekonomiye ve demokrasiye:

“ Siz durun, bekleyin. Ben sizi yaratabilecek insanları, yani üretim gücünü yetiştirip getireyim” demek olanaksız olduğuna göre, ne yapmalı?

Eğitimden başka bir yol bilen varsa söylesin.

Kurtuluş savaşının ortasında “ Eğitim Şurası” toplayan Mustafa

Kemal Atatürk’ün en kısa sürede sonuç verecek eğitim sistemi arayışını, anlamamış olanlar da bir düşünsün.

Oysa bu konuda şanslı bir ülkeyiz biz.

Yeni mi keşfedeceğiz, Allah’tan korkun be?

42 yıl önce dünyaya parmak ısırttık o deneyimle biz.

Neydi o Tonguç mucizesinin formülü?:

“ İş İçin, İş İçinde, İş Aracılığıyla Eğitim ve Üretim”

Yani “ Yaparak- Yaşayarak Eğitim”

Adı bile anılmaktan kaçılan o Köy Enstitülerinde 9- 10 yılda yetişen öğretmenler, toprak ağalarının, mütegallibenin ve tüm gericiliğin uykularını kaçırmış, Demokrat Parti ile oy pazarlığı

yapmak zorunda bırakmıştı. Giderek 27 Mayıs 1960 Darbesine neden olan o gerici güruh,

Köy Enstitüleri kötü olduğu için mi karşı çıkıyorlardı?

Ürerim içinde eğitilerek yetiştirilmiş olan öğretmenler, kısa sürede köylünün üretim bilincinde yarattı gelişimle, ağaların ve dincilerin “ Kader, Kısmet, Alınyazısı” gibi yaftalara kanmamaya başladılar.

Bu öğretmenler ABC öğretmekle yetinmiyorlar, insanların eşitliğinden, hak ve özgürlüklerinden dem vuruyorlardı.

Otorite yerle bir oluyor, köleler kurtuluyorlardı.

O Köy Enstitülerinde yalnızca öğretmen de yetiştirilmiyordu.

Belki sıtmanın kökünü kurutanlar orada yetişen sağlıkçılardı.

Bugünkü konuşmalarda yeteri kadar olmasa da birkaç yerde eğitim konusuna dokunuldu. Ama yetersiz, yuvarlak söylemlerdi.

Yahu, yapmak istenilen böyle kapsamlı bir atılımın muhtaç olduğu ana gücün, insan bilinci olduğu düşünülmemiş olamaz.

Atatürk’ün ortaya koyduğu “ Kısa sürede çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkmak” hedefinin yolu Köy Enstitüleriydi.

Ön çalışmalar bilgisi içinde yapıldığı halde, ne yazık ki kuruluş gününü görmeye ömrü yetmedi.

Üretim- Eğitim konusunda yaşanmış olan böylesine somut bir deneyimi görmezden gelmek, iki ihtimali akla getirir:

1-Ya Köy Enstitüleri Eğitim Sistemi anlaşılabilmiş değil.

2-Ya da beyinler, gericiliğin attığı çamurlardan kurtulabilmiş deği.

Ha, adı beğenilmeyebilir.

İsterse adı Kent Enstitüsü olsun.

İsterse Ulus Enstitüsü olsun.

İstenirse Uzay Enstitüsü olsun.

Enstitü olmazsa laboratuar ya da daha başka bir şey olsun.

Yeter ki “ YAPARAK- YAŞAYARAK EĞİTİM” olsun.

Bir konuşmacı “ Ülkemizde ancak Doktora aşamasından sonra üretkenlik başlıyor” gibi bir yargıyı dile getirdi.

İşte o farklılık, projeli eğitim aşamasına geçişin sonucudur.

O bilinci yaratıp örgütleyemedikçe, varılacak yeri düşünmek bile tüylerimizi ürpertir.

Mutlaka başarmak zorunda olduğumuzu unutmayalım.

Haydi kolay gelsin.

Mehmet  BABACAN

Yol Durumu
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA