Nazım’ın Dil Sevgisi 

Ahmet Ümit Aloğlu

03-06-2024 09:27

Bu gün 03.06.2024. Nazım’ı kaybedişimizin 61.yılı. Onu sanatı, eseri, barış adamı oluşuyla alkışlıyorum.  
  Nazım Usta, bütün yönleriyle incelendi, yazıldı. Daha da incelenecek, yazılacaktır; çünkü buna değer.  
   Gözlerim yeni bir çalışmaya izin vermiyor; bari eski bir çalışmayla olsun büyük sanatçımızı anayım istedim.  

ADD benden Nazım’ı anma etkinliğine katılmamı isteyince heyecanlandım. Aynı heyecanı, İçel Sanat Kulübü’nün yine Nazım konusunda yaptığı bir etkinliğe çağrıldığımda  yaşamıştım. Çoğu konularda bu heyecanı duymuyorum. Neden Nazım söz konusu olunca böyle heyecanlanıyorum? 

Bu, Nazım’ın büyüklüğü karşısında söyleyeceğim her sözün cılız kalacağını bilmenin verdiği bir korkudur ve ben, o korkuyu  heyecan sanıyor olabilirim. 

Nazım’ın çok yönlü bir sanatkar olduğunu hepimiz biliyoruz. Böyle bir toplantı ortamında birçok şey  söylenebilir, bu büyük ozan  için.  Ben, en az konuşulan yanlarından birinden söz edeyim istedim. İzniniz olursa,  bu konuşmamı “dil” ile sınırlandıracağım. Yani sadece Nazım’da  dil sevgisinden, Türkçe sevgisinden  ve Türkçemizi kullanışındaki ustalıktan söz edeceğim. Bu konuşmamı, bir bilimsel bildiri –tebliğ- olarak algılamamanızı, konuşmamın sonunda olası yanlışlarımı düzeltmenizi, eksiklerimi tamamlamanızı, alçak gönüllülük gösterip katkıda bulunmanızı dileyerek başlıyorum:  

Bu sunumda, Nazım’ın 1928    sonrası şiirleri, bu şiirlerde kullandığı dil ve dile bakışı  ele alınmıştır. Bu tarihten önceki şiirlerinin zaten kendisi de bir çoğunu yayınlamamıştır. Onlar Nazım’ı temsil etmezler. Şairin o dönem için dile bakışını anlatan bir sözü, bir yazısı da yoktur elimizde. Zaten Nazım da henüz şekillenmemiştir, o dönemde. Bir şiirinde karşımıza  bir Mevlânâ müridi olarak çıkar: 

MEVLÂN 

Sararken alnımı yokluğun tacı 

Gönülde silindi neşeyle acı 

Kalbe muhabbette buldum ilacı 

Ben de müridinim işte Mevlânâ 

 

Ebede set çeken zulmeti deldim 

Aşkı içten duydum Arş’a yükseldim 

Kalbden temizlendim huzura geldim 

Ben de müridinim işte Mevlânâ  

 

Bazı şiirlerinde ulusçudur: 

IRKIMA 

Ey ırkım sen bir zaman 

Avrupa’yı titreten 

İstanbul’u fetheden 

Fatihlere maliktin. 

Ateş saçan sahralada harbeden 

Cengavere sahiptin 

Bir zamanlar Avrupa 

Cehl içinde yüzerken 

Yine sen ey ırkım 

İlm-i vakte aşina 

Alimlere maliktin 

Neden bugün Avrupa 

Sana  meydan okusun 

Neden bugün 

O cehalet yuvası 

Sana meydan okusun. 

 

Bazı şiirlerinde bir mümindir: 

“HAK YOLLARI” 

O yolardan kervan geçmez, kuş geçmez 

Oralarda nur doludur her gece 

Yürüdükçe uzar uzar günlerce 

O yollardan kervan geçmez kuş geçmez. 

 

O taşlıklar asırlardır kimsesiz 

Fakat bugün işte onun ezelî 

Sükûtunu ihlâl eden yalnız biz 

Yürüyoruz Hakkı sezdik sezeli. 

 

Uzatmayayım, benim burada sözünü edeceğim Nazım,  bu ilk gençlik yıllarındaki, henüz sosyalizmle tanışmamış Nazım değil. Benim sözünü edeceğim Nazım,  

 

TÜRKİYE İŞÇİ SINIFINA SELÂM 

 

Türkiye işçi sınıfına selâm! 

Selam yaratana! 

Tohumların tohumuna, serpilip gelişene selâm! 

Bütün yemişler dallarınızdadır. 

Beklenen günler, güzel günlerimiz ellerinizdedir, 

Haklı günler,  büyük günler, 

Gündüzlerinde sömürülmeyen, gecelerinde aç yatılmayan, 

Ekmek,gül ve hürriyet günleri. 

 

Türkiye işçi sınıfına selâm! 

Meydanlarda hasretimizi haykıranlara, 

Torağa, kitaba, işe hasretimizi, 

Hasretimizi, ayyıldızı esir bayrağımıza. 

 

Düşmanı yenecek işçi sınıfımıza selâm! 

Paranın padişahlığını, 

Karanlığını yobazın 

Ve yabancının roketini yenecek işçi sınıfına selâm! 

 

Türkiye işçi sınıfına selâm! 

Selâm yaratana! 

 

Diyen Nazım’ın dil sevgisi ve dilimizi kullanışındaki ustalıklardan söz edeceğim. 

Böyle bir konuya yine onun dizeleriyle başlamanın doğru olacağını düşünüyorum: 

 

Türküler söylendikçe Türk diliyle 

Seni seviyorum gülüm, dendikçe Türk diliyle 

Türk diliyle gülünüp 

Türk diliyle ağıtlar yakıldıkça,  

Ben anılacağım 

Doğrusu, işte anıyoruz onu.  Kim bilir daha nice yıllar, insanlar anacaklardır Nazım’ı. Bana kalırsa, emperyalistler böyle azgınlaştıkça daha da çok anılacak....  

Politikaya girmeyeyim.  

Ne demek politikaya girmeyeyim? 

Kimileri, bir zamanlar, Nazım’dan söz ederken, “İdeolojisi ne olursa olsun,  ben şiirinden söz ediyorum. Düşünceleri, ideolojisi beni ilgilendirmez...”  gibi sözler ederlerdi. Bu tür sözleri söyleyenler hâlâ aranızda varsa, beni bağışlamasalar da söyleyeceğim, yaklaşımları yanlış. Kendisi bu konuda şunları söylüyor:  

“ Şiir dili, vezin dili, konuşma dili diye ayrı ayrı dil yoktur. Bu dilin içinde hayatın bütün unsurları vardır. Şair, şiir yazarken başka şahsiyet, konuşurken veya kavga ederken başka şahsiyet değildir.”  

Nazım, düşüncesiyle şirini birleştirmiş, bir şairdir. Başka türlü de olamazdı zaten, Bütün büyük şairler öyledir. Yunus’u tasavvuftan ayırarak düşünebilir miyiz? İstanbul ve cihangirlik fikirlerini bir yana atarsak Yahya Kemal’den ne kalır. Aydınlanmacılığını unutursak Dağlarca’yı nasıl anlayabiliriz?  

Burada sözü uzatmadan şunu söylemek istiyorum, Nazım, dünyaya nasıl bakmışsa, yaşama nasıl bakmışsa dile de öyle bakmıştır. Onun dil kavgası; aydınlık kavgası, sosyalizm kavgasıdır. Dilini en güzel şekilde kullanmayı isterken, davasına hizmet edecek sözleri en güzel şekilde söylemeyi amaçlar: 

 “Dilimin sözleri değerli taşlara benzer... Ben bir kuyumcu yamağıyım. Bu aydınlık taşları birbirine çarparak işitilmemiş sesler çıkarmak istiyorum.” diyor. 

 Dil devrimine yaklaşımı da, devrimci bir yaklaşımdır:  

Diyor ki: “... Türkçe bir dönüm yerindedir. Er geç bu dönümü dönecektir. Dilimizin temizliğe, güneşli su gibi ışıklığa doğru akışının önüne geçilemez. Dönüm yerleri köpüklü olur, bulanık olur... Dönüm yerinde su dalgalıdır... Dilimiz de dönümünü dönerken köpüklenecek, bulanacak, dalgalanacak.... Bu köpüklenmeden, bu bulanmadan tiksinenler, korkanlar olacaktır... Onlar, ağır kokulu, durgun, ışıksız sularda yüzmeye alışmışlardır....Dilimizin bugün içine girdiği dönüm yeri, konuşma diliyle yazı dili arasındaki derin ayrılığı kaldıracak; yalnız, ikisini de temizleyerek, ışıklandırarak bu işi yapacaktır. Ben kendi payıma, ne yeni sözlerden korkuyorum, ne de birçoklarını yadırgıyorum. ...Dil, yürüyor. Yürüyenin önünde durulamaz.” 

Bilindiği gibi Kurtuluş Savaşı, salt Anadolu’dan  sömürücüleri kovan bir savaş değildir. O savaş, Osmanlı İmparatorluğunun yıkılmasını, yeni Türkiye Cumhuriyetinin kurulmasını da belirler. Cumhuriyet, her alanda olduğu gibi, düşüncede  de bir yeniliktir ve bunu belirginleştirecek, yaşamsal kılacak olan dildir. Dilimizin Cumhuriyetin kurulduğu yıllardaki durumu, başka bir söyleyişle Nazım’ın şiire başladığı yıllardaki durumu, abartmıyorsam, içler acısıdır. Cumhuriyetin kurucuları bunun bilincindeydi. Dilimizi o haliyle bırakmaları düşünülemezdi. Ne yapmak gerekiyordu? Atatürk, “dilimizin yabancı diller boyunduruğundan kurtarılması” gerektiğini söylemişti. Dilimizin büyük bir dil olduğunu işlenmesi gerektiğini söylemişti. Dilimiz nasıl gelişecekti? Burada Türk Dil Kurumu’nun yaptıklarını anlatacak değilim, Nazım’a kulak vermek istiyorum:     

“Geniş konuşma dilimizden diyor, Nazım, yazı dilimize sokacağımız her yeni söz, aşıntıya, silikliğe, alışkanlığın boyasızlığına, ölülüğüne karşı dikilmiş bir yapıdır.” 

Bu sözleriyle,  yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarılacak, geliştirilecek ve halkın söyleyişlerine kavuşacak olan  yeni  Türkçe ile ürün verecek olan sanatçılara bir aydınlık yol gösteriyordu: Konuşma dilimizden, halkın dilinden yararlanılacak; oradaki sözcükler, sözler, söyleyişler yazı diline sokulacaktı. Kendisi bu yolda yürüdü. Gerçekten bu yolda yürüyenler arasından çıkmaktadır, ulusumuza onur veren yazarlar. Bunların başında da Nazım’ın bulunduğunu artık bilmeyen yok. Kendisi de  bu onurdan alacağı payı şöyle anlatır: 

“Dünyanın en iyi insanlarından olan Türk halkının ve dünyanın en güzel dillerinden biri ve belki de en başta gelenlerinden olan Türk dilinin yabancı diyarlarda tanınmasına vesile olabilmek, ömrümün en büyük sevinci ve şerefi olur. Bir köylü toprağını ve öküzünü, bir marangoz tahtasını ve rendesini nasıl severse, ben de Türk dilini öyle seviyorum....”  

Bir ulusun sevinci ve onuru olabilecek düzeyde eserler yaratabilmek nasıl olanaklıdır? Sorunun yanıtını Nazım’dan alabiliriz? 

 “...Her sosyal devir, kendi sanatını ve kendi bünyesinde yaşayan hakim sınıflarla mahkum sınıfların sanatını vermiştir... Osmanlı denen nesne Osmanlı İmparatorluğu ile yıkıldı ve şimdi Türkçe’yi işlemekle meşgulüz.”  

Her yenilikte, her atılımda, deyim yerindeyse her devrimde olduğu gibi dilin ilerletilmesi, arılaştırılması, geliştirilmesi girişimleri karşısında da birileri ortalara dökülüp bir bardak suda fırtınalar koparmaya çalışmışlardır.  Bu konuda da şunları söylüyor büyük usta:  

“Halifeliğin cehennemin yedi kat dibine yuvarlanmasından şapkanın giyilişine dek, bir devrim bakımından, atılan her adımda yürekleri parçalananlar oldu. Bir devrim sözüyle emperyalizmin denize dökülüşünden, temiz Türkçe’nin işlenmesine kadar yapılan sıçramaların ağrısını, gırtlaklarına sarılmış bir pençe gibi duyanlar vardır.”  

Onların, o devrimlerin her adımını gırtlaklarına yapışmış bir pençe gibi  duyanların devrimin rüzgarı önünde nasıl pıstıklarını, nasıl sinip gizlendiklerini, zamanla karşı çıktıkları sözcükleri, söyleyişleri bile kullandıklarını, şimdilerde ise, nasıl yeniden Osmanlı’yı canlandırmak istediklerini, Osmanlıca’yı diriltmek istediklerini, nasıl  ülkeden can pahasına kovulmuş sömürücülere yeniden kul olmaya çalıştıklarını, bu arada dilimizi de nasıl kullandıklarını söylemeye gerek yok. Konuyla ilgilenenler, çeşitli TV ekranlarında, ilgili ilgisiz birilerinin nasıl Osmanlıca savunuculuğu yaptıklarını izliyorlardır. 

Onlar, kendi ideolojilerinin gereğini yapıyorlar.  Kendi açılarından haklıdırlar. Çünkü onlar,    Nazım ustadan şunu öğrendiler:  

“Kabukla çekirdek, içle dış, kalıpla öz arasındaki bağın en iyi örneğini, dilimizin son yıllarda geçirdiği değişikliklerde görebiliriz. Bir bakıma, söz bir çekirdekse, bir özse, yazı onun kabuğu, onun kalıbıdır. Yeni alfabe kullanılmaya başlandığından beri, dilimizdeki birçok Arap, Acem sözleri, eski yazıya- eski kalıba tıpatıp uyan sözler, yeni yazıya, yeni kalıba uyamaz, yeni kalıba sığamaz oldular. Dilimizin yeni özü de eski yazı dili kuruluşunun kalıbına uyamaz, bu kalıba sıkışamaz olmuştur. Yeni çekirdek, eski kalıbı parçalamıştır; kendine uyan yeni bir kabuk yaratacaktır.” 

Bilindiği gibi, şiir, biçimsel yapısı gereği, doğal olmayan bir söyleyiş olarak kabul edilir. İnsanlar, romanlardaki, öykülerdeki, oyunlardaki gibi konuştuklarında yadırganmaz ama şiirlerdeki gibi konuştuklarında yadırganır. Nazım  başlangıçta, sese önem veren şiirler yazdı. Şiirde sesin işlevini biliriz: Şiirdeki ses düzeni ile şiiri okurken çıkan sesler aynı şeyler değildir. Şiirin kendisinde bulunan seslere, okuyucunun kattığı ses özellikleri değişik şeyler olmak bakımından okuyucununkiler, şiire farklı değerler katabilir veya şiirden bir şeyler götürebilir. Şiirdeki sesin bir anlamı vardır. Elbette, bu bağlamda şiirin müziği, şiirdeki ahenk söylemlerini doğru bulmadığımı söylemeliyim. Müzikteki melodi ile  dildeki alçalma ve yükselmelerin, cümlenin dalgalanan alçalış- yükselişleri arasında büyük fark vardır. Şair, ses değerlerini tekrarlayarak, değişik ses kalıpları  kullanarak şiirinin anlamına güç katar. Bütün amacı da diyeceğini, normal konuşma dilinde söylemekten ötede bir biçimde, daha etkileyici, daha kalıcı söyleyebilmektir. Bu bağlamda diyebiliriz ki, kendine özgü ses örgüsü olmayan şiir yoktur. Nazım’ın şiirlerinde, dili kullanış biçimine baktığımız zaman, amacına ulaşmak, yani söylemek istediklerini okuyucuya tam olarak ulaştırabilmek için,  dilimizin ses özelliklerini ustalıkla kullanır. Ses öğelerini öylesine ustalıkla  kullanır ki, şiiri kendi isteğinize göre değil, şairin istediğine göre okumak zorunda kalırsınız: 

 

trrrrım, 

trrrum, 

trrrrum!   

Trak tiki tak! 

Makinalaşmak  

istiyorum! 

Beynimden etimden iskeletimden  

geliyor bu! 

Her dinamoyu 

altıma almak için 

çıldırıyorum! 

 

Benerci’de de böyle, bir anlamda fütürist diyebileceğimiz bölümler okuruz. Buraya burada girmeyeceğim. Sadece bir örnekle yetineceğim: 

 

Adım 

Adım. 

Adım- lar 

adım – ları... 

Kal- dırım. 

kal-dırım. 

Kal – dırım – lar 

kal – dırım- ları... 

Cad- de... 

Cad – deler 

Kalabalık... 

Ka – la – ba – lık 

itiyor  

iki 

yana 

apar – tıman – ları.... 

 

 Ancak, özellikle de 1936’dan sonraki çalışmalarında, bu kabuk- çekirdek benzetmesi doğrultusunda, işlediği kıskançlık, felsefe, tarih, toplumbilim, eleştiri, tartışma, yergi, ağıt, anı, yolculuk, aşk, sevgi, öfke gibi konularda yeni denemeler yaptı, özle biçimi birleştirdi, romanlar, öyküler oyunlar ve elbette şiirler yazdı, bunların hepsinde, bunlara bakış biçimini yani düşünce sistemini en iyi şekilde anlatabileceği bir dil ve söyleyiş arayışlarına girdi.  Söylemini  daha çok okuyucuya ulaştırabilecek, daha çok sayıda okuyucudan beğeni alabilecek söyleyişleri seçti.  Çünkü; 

“Şiirlerim, okurlarımın tüm sorunlarına yanıt versin istiyorum. Bir delikanlı bir kızı sevdiğinde, şiirlerimi okusun. Yaşlı bir adamı ölümün kederi kapladığında, şiirlerimi okusun. İnsanlar, 1 Mayıs gösterilerine giderken şiirlerimi okusunlar. Bürokratın biri size kötü bir oyun oynadığında, şiirlerimi okuyun.”  

diyordu. 

Böyle herkesin okuyacağı şiir, Osmanlıca ile yazılabilir miydi? Yazılsa bile halkın ne kadarı anlayabilirdi? Osmanlıca’yı bu halkın ne kadarı biliyor, ne kadarı anlıyordu?  Üstelik O’nun  söyleyecekleri yeniydi, yeni bir dili ve biçimi gerektiriyordu. Ancak burada şunu söylemeden sürdüremeyeceğim sözlerimi, her sanat dalı gibi yazın da geleneğine yaslanmazsa başarılı olamaz. Geleneğine yaslanmak sözleriyle, geçmişte yapılanları bilmeyi, onun temelinde yükselmeyi anlatmaya çalışıyorum. Nazım, eski şiirimizi çok iyi biliyordu. Onun sesinden, söyleyişlerinden, biçimsel özelliklerinden alabildiğine yararlanmıştır. Kendi şiirini kurarken, yeni biçimler ararken de ondan yararlanmış, böylece kendi özgün şiirine ulaşmıştır. Örneğin, Osmanlıca’ya sapmadan, divan şiirinin sesini yakalayabilmiştir: 

 

Simavne Kadısı Oğlu Şeyh Bedreddin Destanından: 

 

Sedirde al yeşil, dal dal Bursa ipeklisi, 

Duvarda mavi bir bahçe gibi Kütahyalı çiniler, 

gümüş ibriklerde şarap, 

bakır lengerlerde kızarmış kuzular nar idi. 

Öz kardeşi Musa’yı ok kirişiyle boğup 

yani bir altın leğende kardeş kanıyla aptest alarak 

Çelebi Sultan Mehmet tahta çıkmış hünkâr idi.  

Çelebi hünkâr idi amma 

Âl Osman ülkesinde esen 

bir kısırlık çığlığı, bir ölüm türküsü rüzgâr idi. 

Köylünün göz nuru zeamet 

alın teri tımâr idi. 

Kırık testiler susuz, 

su başlarında bıyık buran sipahiler var idi. 

Yolcu, yollarda topraksız insanın 

                           ve insansız toprağın feryadını duyar idi. 

Ve yolların sonu kale kapısında kılıçlar şakırdar 

Köpüklü atlar kişner iken 

Çarşıda her lonca kesmiş kendi pirinden ümidi 

Tarumar idid 

Velhasıl hünkâr idi, timar idi, rüzgâr idi,  

Ahüzâr idi. 

Burada duyduğumuz Divan sesidir. Halk şiirinin sesini  de  aynı yapıtında köylü söyleyişine ulaşarak yakalayabilmiştir: 

 

Karanlıkta durdular. 

Sözü O aldı,dedi: 

“- Ayasluğ şehrinde Pazar kurdular. 

Yine kimin dostlar 

Yine kimin boynun vurdular?” 

Yağmur yağıyordu boyuna. 

Sözü onlar alıp  

dediler ona: 

“-Daha Pazar 

kurulmadı 

kurulacak. 

Esen rüzgâr  

durulmadı 

  durulacak. 

Boynu daha 

vurulmadı 

vurulacak.”  

Karanlık ıslanırken perde perde 

Belirdim onların olduğu yerde 

Sözü ben aldım, dedim: 

“- Ayasluğ şehrinin kapısı nerde? 

Göster geçeyim! 

Kalesi var mı? 

Söyle yıkayım. 

Baç alırlar mı? 

De ki vermeyim. 

Sözü O aldı, dedi: 

“- Ayasluğ şehrinin kapısı dardır. 

Girip çıkılmaz. 

Kalesi vardır, 

kolay yıkılmaz. 

 Var git al atlı yiğit 

var git işine!...” 

Dedim: “- Girip çıkarım!” 

Dedim: “- Yakıp yıkarım!” 

Dedi:    “- Yağış kesildi 

Gün ağarıyor. 

Cellat Ali, 

Mustafa’yı 

çağırıyor! 

Var git al atlı yiğit 

var git işine!...” 

Dedim: “- Dostlar 

    Bırakın beni 

    Bırakın beni 

    Dostlar 

    göreyim onu 

    göreyim onu! 

    Sanmayınız 

    dayanamam. 

    Yandığımı 

     el aleme beli etmeden yanamam! 

    

Dostlar 

“Olmaz!” demeyin, 

“Olmaz!” demeyin boşuna 

sapından kopacak armut değil bu 

armut değil bu, 

yaralı olsa da düşmez dalından; 

bu yürek 

bu yürek benzemez serçe kuşuna 

serçe kuşuna. 

     

Devrim, onun tek sorunuydu. Bu yeni öz, kendisini anlatmaya elverişli bir kalıp gerektiriyordu. Bu içeriğin  yaratacağı kalıp, eski kalıbı ve o kalıba uyan sözlerle yaratılan, yaratılan galiba doğru olmadı, aktarılan düşünceleri de yok edecekti. Birileri, yani dil devrimine, dilin gelişmesine, arılaşmasına karşı olanlar, bunun farkındaydı. Dil devrimine karşı olanları bir düşünün, hepsi aslında devrime, aydınlığa, insanlığın güzel günlerine düşmandırlar. 

Nazım onları, ünlü şiirinde şöyle anlatıyor: 

 

Onlar, ümidin düşmanıdır, sevgilim, 

akar suyun, 

meyve çağında ağacın, 

serpilip gelişen hayatın düşmanı. 

 

Bu ümidin düşmanları biliyorlardı ki  Nazım da, diğer    ozanlarımız da, yazarlarımız da eski dili bilmez değiller, eski yazıyı bilmez değiller. Hatta Nazım’ın Osmanlıca’yı iyi bildiğinin de farkındaydılar. Nazım, ailesini geçindirmek için cezaevinde çeviriler yaparken, Fikret Adil, çevirsin diye O’na Manon Lescaut’yu gönderir. Bu konuda, bir mektubunda şunları yazıyor:  

“Bana tercüme edilecek bir kitap geldi, Fikret Adil’den. Manon lescaut. Tercüme etsin diye ona göndermişler, o da bana havale etti. ...Bu zanpara papaz efendinin berbat bir Fransızca’sı var. Daha doğrusu Fransızca’nın Osmanlıca’sıyla yazıyor ve Türkçe’ye değil, Osmanlıca’ya çevrilseydi çok kolay ve tıpatıp aynı üslupta olacaktı.” 

Bu araya şunu sıkıştıralım: Çeviriden nefret edermiş.  

Osmanlıca’yı böyle iyi bilen, Fransızca’yı böyle iyi bilen bu yeni dilden yana olanların eskiyi bildikleri halde yeni dili savunmaları ne demekti?  Yeni dil demek aynı zamanda onunla ulaşılacak, anlatılacak, o kalıpta üretilecek yeni düşünceler demekti. İşte dile karşı olanlar, aslında yeni olana, iyiye ve güzele düşmandılar. Yeninin, iyinin ve güzelin halka ulaşmasını istememekteydiler. O ise yalnız bunu; yani iyinin, güzelin, mutlu yarınların peşindeydi ve bunları anlatabilecek yeni bir biçim, yeni bir dil üretmesi gerekiyordu. Nazım’ın dilini halkı gibi kullanmasının nedeni işte, onların, yani halkın düşmanlarının zıddına iyinin, güzelin, doğrunun halka ulaşması isteğidir; devrimciliğinin gereğidir.  

Bakınız, düşüncelerinin halka ulaşması konusunda giderek şiiri, biçim bakımından da söyleyiş bakımından da daha sadeleşecek, artık  özle biçim, çekirdekle kabuk iyice  birbirine yakışacak, bir  bütün oluşturacaktır. 

 

KARANLIKTA KAR YAĞIYOR 

 

Karanlıkta kar yağıyor 

Sen Madrit kapısındasın. 

Karşında en güzel şeylerimizi 

ümidi, hasreti, hürriyeti 

ve çocukları öldüren bir ordu... 

Kar yağıyor 

ve belki bu akşam 

ıslak ayakların üşüyordur. 

Kar yağıyor 

ve ben düşünürken seni 

şurana bir kurşun saplanabilir 

ve artık bir daha 

ne kar, ne rüzgâr ne gece... 

 

Yüzünü hiç görmedim ve görmeyeceğim. 

Bilmiyorum 

Belki yüzün hatırlatır 

Sibirya’da Kolçak’ı yenenleri; 

belki yüzünün bir tarafı biraz 

bizim Dumlupınar’da yatana benziyordur 

ve belki bir parça hatırlatıyorsun Robespiyer’i. 

 

Ben ne senin yanına gelebilirim 

ne sana bir kasa kurşun, 

bir sandık taze yumurta, 

bir çift yün çorap gönderebilirim. 

Halbuki biliyorum, 

bu soğuk karlı havalarda 

iki çıplak çocuk gibi üşümektedir 

Madrit kapısını bekleyen çıplak ayakların. 

Biliyorum 

ne kadar büyük, ne kadar güzel şey varsa, 

insanoğulları daha ne kadar büyük 

ne kadar güzel şey yaratacaklarsa, 

yani o korkunç hasreti, daüssılası içimin 

güzel gözlerindedir, 

Madrit kapısındaki nöbetçimin. 

Ve ben ne yarın, ne dün, ne bu akşam 

onu sevmekten başka bir şey yapamam. 

 

Bilindiği gibi bir ara, “Artık şiir yazmayacağım, galiba ben şairlikten el çektim ve başka bir şey oldum” diyecektir, Kemal Tahir’e yazdığı bir mektupta. O günlerde, Memleketimden İnsan Manzaraları üzerinde çalışmaktadır. Memleketimden İnsan Manzaraları, şiir değildir, roman değildir, öykü  değil, destan değil, tiyatro da değildir. Kendisi de böyle söylüyor: 

“Geçen gün, Raşit Kemali ile konuşurken yeri geldi, “ben artık şiir yazmayacağım” dedim. Kelime ve terimler üzerinde oynamak istemiyorum. Yani şu yazdığım 3350 küsurluk kitap bir şiir kitabı değil. İçinde şiir unsuru var, hatta bazen teknik bakımdan kafiye filan bile. Fakat aynı derecede nesir ve tiyatro, hatta senin kaydettiğin gibi sinema senaryosu da var. Ve en galip olan, bütünü belirleyen şiir unsuru değil. Ötekiler de değil, demek istiyorum ki, galiba ben artık şairlikten el çektim ve başka bir şey oldum.” 

Ona bu sözleri söyleten, Memleketimden İnsan Manzaraları’nda yapmak istedikleridir. Bu eserde yapmak istediklerini şöyle anlatıyor: 

 “1- İstiyorum ki okuyucu 12000 mısraı bitirdikten sonra vıcık vıcık insan kaynaşan bir mahşerden geçmiş olsun. 2- İstiyorum ki bu insan mahşerinin konkre ifadesi okuyucuya ana hattında belirli bir devirdeki değişik sınıflardan insanları aracılığı ile Türkiye’nin belli bir dönemdeki sosyal durumunu anlatsın. Tabii donmuş bir halde değil, diyalektik akışı içinde. 3- İstiyorum ki Türkiye toplumunu çevreleyen dünya durumu, belirli dönem bakımından, anlaşılsın. 4- İstiyorum ki nereden gelinip nerede olunduğu, nereye gidildiği sorusuna alanımda, yeterli yanıt verilebilsin.” 

 Bu kadar kapsamlı, bu kadar geniş bir amacı olan yapıtın dili nasıl olabilir diye düşünebilir misiniz? Elbette ırmak gibi akıp giden ve su gibi okunan, kolayca anlaşılan bir yapıt olmazsa 12000 dizeyi kim okurdu?  

Bu şair olmaktan el çektiğini söylediği günlerden  kısa bir süre sonra, aradan daha altı ay geçmeden şunları söyleyecektir: 

“Canım şiir yazmak istiyor, ama manzaralardan ayrı ve taban tabana zıt şeyler, lirik, eski deyimiyle şi’rü hayal dolu tatlı, yumuşak, renkli şeyler. Ben ihtiyarladıkça şunu iyi ve cesaretle anlıyorum ki, sağlıklı, umutlu, hatta yumuşak, kederli, lirik şiir insanlara lazımdır.” 

1945 ortalarında bu düşüncesini gerçekleştirmeye başlayacaktır ve dünyanın  en güzel dillerinin başta gelenlerinden biri olan Türkçemizle bence dünyanın en lirik şiirlerini, yazacaktır: 

 

Ne güzel şey hatırlamak seni: 

Ölüm ve zafer haberleri içinden 

hapiste 

ve yaşım kırkı geçmiş iken 

 

Ne güzel şey hatırlamak seni: 

Bir mavi kumaşın üstünde unutulmuş olan elin 

ve saçlarında 

vakur yumuşaklığı canımın içi İstanbul toprağının. 

İçimde ikinci bir İstanbul gibidir 

seni sevmek saadeti... 

Parmakların ucunda kalan kokusu sardunya yaprağının, 

güneşli bir rahatlık 

ve etin daveti: 

Kıpkızıl çizgilerle bölünmüş  

sıcak 

  koyu karanlık... 

 

Ne güzel şey hatırlamak seni 

Yazmak sana dair 

Hapiste sırtüstü yatıp seni düşünmek: 

Filanca gün, falanca yerde söylediğin söz, 

kendisi değil 

edasındaki dünya... 

 

Ne güzel şey hatırlamak seni 

Sana tahtadan bir şeyler oymalıyım yine: 

Bir çekmece 

bir yüzük, 

ve üç metre kadar ince ipekli dokumalıyım. 

Ve hemen 

fırlayarak yerimden 

penceremde demirlere yapışarak 

hürriyetin sütbeyaz maviliğine 

sana yazdıklarımı bağıra bağıra okumalıyım. 

 

Ne güzel şey hatırlamak seni: 

Ölüm ve zafer haberleri içinden, 

hapiste 

ve yaşım kırkı geçmiş iken. 

 

Nazımda özle, yani  içerikle biçimin, biçimin en belirleyici öğesi dilin uyumunu sağlamış, yani, konusu, teması ile dilini birleştirmeyi başarmış dünyanın ender şairlerindendir: 

 

Taranta – Babu’ya Dokuzuncu Mektup 

 

Bugün aklıma 

yazısız ve çizgisiz 

bir resim geldi, Taranta -  Babu! 

Ve benim, birdenbire 

yüzünü değil, 

gözünü değil, 

senin sesini göresim geldi, Taranta - Babu; 

“Mavi Nil” gibi serin, 

yaralı bir kaplan gibi derin 

sesini senin. 

 

Bir özlem böyle bir üslupla anlatılırsa, bir öfke ve aşağılama da şöyle anlatılır: 

 

Sen çıkmadın, 

çıkardılar karşıma seni! 

Kıllı, kara elleriyle tutup enseni 

gövdeni yerden bir karış kaldırdılar, 

sonra birden bire 

bırakıp yere 

seni pantolonumun paçasına saldırdılar. 

 

Bir düşün oğlum, 

bir düşün ey yetimi Safa, 

bir düşün ki, son defa 

anlayabilesin: 

Sen bu kavgada, 

bir nokta bile değil, 

bir küçük, eğri virgül, 

bir zavallı vesilesin!.. 

Ben, kızabilir miyim sana? 

Sen de bilirsin ki, benim adetim değildir 

bir posta katarına 

bir emir kuluna sövmek, 

efendisine kızıp 

uşağını dövmek! 

Sen de bilirsin ki jurnal esnafı, senin gibiler 

tutulup kulaklarından birer birer 

teşhir edilirler... 

 

Kendi deyimi ile sağlıklı, umutlu, hatta yumuşak, kederli, lirik şiirlerin insanlara lazım olduğunu  söylediği yıllarda, bu tanımlamaya çok uygun düşen   rubaileri de yazar:  

Diyor ki: 

“Rubailerinle çok uğraşıyorum. İlk hamlede klasik edayı olabildiğince, bir üslup sorunu olarak, korumaya çalışıyorum. Bu birinci merhale bir çeşit temrin olacak, sonra, rubaiye şekil bakımından da yeni unsurlar koyacağım.(...) Bunlar materyalist- lirik rubailerdir.” 

Klasik rubainin aruz kalıplarından biriyle yazıldığını, biliyoruz. Nazım, kalıp mı dinler. Kalıplar kırılacak, şekil değiştirilecek, bunlarda da Türkçe, o zamana kadar kullanılmışlığının en durusuna ulaşacaktır: 

 

Sarılıp yatmak mümkün değil bende senden kalan hayale 

Halbuki sen orada, şehrimde gerçekte varsın etinle kemiğinle 

ve balından mahrum edildiğim kırmızı ağzın, kocaman gözlerin gerçekten var 

ve asi bir su gibi teslim oluşun ve beyazlığın ki dokunamıyorum bile. 

 

Çürüksüz ve cam gibi berrak bir kış günü 

sımsıkı etini dişlemek sıhhatli, beyaz bir elmanın. 

Ey benim sevgilim,karlı bir çam oranında nefes almanın 

Bahtiyarlığına benzer seni sevmek... 

 

Kim bilir belki bu kadar sevmezdik birbirimizi 

uzaktan seyredemeseydik ruhunu birbirimizin. 

Kim bilir felek ayırmasaydı bizi birbirimizden 

belki bu kadar yakın olmazdık birbirimize... 

 

Destanlarda kullandığı dili ise hiç açmayacağım, birazdan sevgili kardeşim Turhan Alıcı, bize destandan parçalar okuyacak ve hiç kuşkum yok ki hepimiz, ilk defa dinliyormuşuz gibi, hayranlıkla dinleyeceğiz. 

 

Sözlerimi bitirirken, aklıma kendini sosyalist sayan arkadaşlarımızın dergilerini  zorlanarak okuduğum günler geliyor. O yazıları yazanlar, Nazım ustanın öz kalıp – kabuk – çekirdek benzetmesini bilmiyorlar mı dersiniz? Buradan bir genellemeye gidebilir miyim, bilmiyorum: Türk devrimcileri, halkın dilini Nazım gibi halk gibi kullanamadıkları için halkla bütünleşemediler. Hiçbir zaman, Nazım dönemindeki kadar kitleye ulaşamadı devrimci düşünceler. 

 

Son bir cümle daha: Davasına ve konusuna egemen olmayanlar, kolay ve anlaşılır dil kullanamıyorlar. Nazım’ın dilinin, şiirine koyduklarının kolayca anlaşılmasının ve insanı yürekten yakalamasının nedeni, onları söylerken, düşüncelerine, duygularına inanıyor olması, konusuna egemen olmasıdır.  

Onun gibi düşünebilenlere, onun gibi duyabilenlere ve canım Türkçemizi onun gibi sevenlere, özellikle de onun gibi kullanabilenlere selam olsun. 

Beni sabırla dinlediğiniz için teşekkür ederim. 

A.Ümit Aloğlu,  3 Haziran 2004, Mezitli 

DİĞER YAZILARI CHP Bu Süreçte Ne Yapmalı 01-01-1970 03:00 Kılıçdaroğlu'na Utandırıcı Sorular 01-01-1970 03:00 Bir Merak 01-01-1970 03:00 Emre Hoca ve Ben,  01-01-1970 03:00 Turmp'a Öğütler 01-01-1970 03:00 411 Liralık Hayat  01-01-1970 03:00 Bir Dertlenme  01-01-1970 03:00 Enstitüler  01-01-1970 03:00 Kılıçdaroğlu'na Utandırıcı Sorular 01-01-1970 03:00 Toplumsal Olaylarda İdeoloji  01-01-1970 03:00 Saçma Sapan Bir Yazı 01-01-1970 03:00 Niv'de Meryem Adlı Bir Melek, 01-01-1970 03:00 CHP Kurultayı / Kılıçdaroğlu  01-01-1970 03:00 Özgür Özel’e Öğütler  01-01-1970 03:00 Mahalle Kabadayılığı  01-01-1970 03:00 CHP’nin Hastalığı Üstüne  01-01-1970 03:00 Tarihe Not Düşen Fotoğraflar   01-01-1970 03:00 Biraz Akıl  01-01-1970 03:00 Benim Devletim, Benim Sağlığım  01-01-1970 03:00 Kılıçdaroğlu’na Utandırıcı Sorular  01-01-1970 03:00 Mahalle Kahvesi  01-01-1970 03:00 Osmanlı Niçin Yıkıldı  01-01-1970 03:00 BİR OSMANLI MEKTUBU  01-01-1970 03:00 Ümit Hoca Neden Tutuklandı  01-01-1970 03:00 Bir Anı, Bir Tespit  01-01-1970 03:00 Suriyeli Başkan Olur mu  01-01-1970 03:00 Kuzucubelen’de Bir Kadın  01-01-1970 03:00 Selim İleri’ye Dair Aykırı Görüşler  01-01-1970 03:00 Muhalefet Ne Yapmalıi  01-01-1970 03:00 ABD, Suriye ve Özgürlük  01-01-1970 03:00 Temsil, Meclis, Millet  01-01-1970 03:00 Cevabını Bulamadığım Sorular  01-01-1970 03:00 Neeedeeen Neden?  01-01-1970 03:00 İoanna Kuçuradi’yi Tebrik   01-01-1970 03:00 Kürt Sorununa Realist Bakış 01-01-1970 03:00 Ordumuz Nerelerde ve Niçin   01-01-1970 03:00 Ne İşin Var  01-01-1970 03:00 Kürt Sorunu Üstüne  01-01-1970 03:00 Bir İtiraf Bir Soru  01-01-1970 03:00 Ebru Eroğlu’ndan Korktular  01-01-1970 03:00 Kayyım  İktidarın Başını Yiyecek  01-01-1970 03:00 İki Fotoğraf Bir Feryat  01-01-1970 03:00 CHP Politikayı Bilmiyor  01-01-1970 03:00 Atatürk’ü Sevmek   01-01-1970 03:00 ATAM, 'keşke kabrinde rahat uyutabilseydik seni' 01-01-1970 03:00 Aptal Sorular  01-01-1970 03:00 Söz Üstüne  01-01-1970 03:00 İki Fotoğraf Bir Eyvah  01-01-1970 03:00 Teşekkürname  01-01-1970 03:00 Ülkede Neler Oluyor  01-01-1970 03:00 Değişiklik  01-01-1970 03:00 (Eğitimde) Nereye Götürülüyoruz  01-01-1970 03:00 CHP ve Eğitim Politikaları  01-01-1970 03:00 İmamoğlu’na Siyasi Yasak mı?  01-01-1970 03:00 Çocuklarımız, İstismar ve Gelecek II  01-01-1970 03:00 Çocuklarımız   İstismar ve Gelecek   01-01-1970 03:00 Faşizmin En Gizil Versiyonu  01-01-1970 03:00 Bu Bakan Ne Yapmak İstiyor  01-01-1970 03:00 Kapitalizmin Gizlenemeyen Yüzü  01-01-1970 03:00 Şu Bizim Mahalle  01-01-1970 03:00 Merdan Yanardağ’dan Öğrendiklerim  01-01-1970 03:00 Anayasa Üstüne Birkaç Söz  01-01-1970 03:00 Can Atalay Hukuk ve Zihniyet 01-01-1970 03:00 Halil İnalcık Hocayı Okurken 01-01-1970 03:00 Erken Seçim -  II  01-01-1970 03:00 Sanat Sanatçı Aydın  01-01-1970 03:00 Belediye Borçları  01-01-1970 03:00 Erken Seçim  01-01-1970 03:00 Eğitim  01-01-1970 03:00 Kapitalizm Amacına Ulaştı mı ? 01-01-1970 03:00 Trajedimiz  Perde 5  Son Sahne  01-01-1970 03:00 Mehmet Şimşek’e Dair Sorular  01-01-1970 03:00 Akşener  01-01-1970 03:00 Erdoğan'ı Anlamak 01-01-1970 03:00 Aydın Sorunumuz  01-01-1970 03:00 İnsan ve Çevre  01-01-1970 03:00 89 Sendromu 01-01-1970 03:00 89 Sendromu 01-01-1970 03:00 Etki Ajanlığı  01-01-1970 03:00 İtibar Üstüne  01-01-1970 03:00 Dil  - Kültür   01-01-1970 03:00 Bizim Köylümüz  01-01-1970 03:00 Şiirli Mektup Aşık Talibi 01-01-1970 03:00 İsyan  01-01-1970 03:00 Müfredat, Toplumsal Oluşum ve Çağdaş Değerler 01-01-1970 03:00 Duyun-ı Umumiye’ye Doğru 01-01-1970 03:00 Erdoğan’ı Düşte Görmek 01-01-1970 03:00 Eski Hastalıklar 01-01-1970 03:00 CHP Devlere Karşı 01-01-1970 03:00 Şu Bizim Bağımsızlar II 01-01-1970 03:00 Şu Bizim Bağımsızlar 01-01-1970 03:00 Oy ve Berisi 01-01-1970 03:00 Bir Yanlış Teşhis, Yanlış Çözüm Önerisi 01-01-1970 03:00 Politik Dil Üstüne 01-01-1970 03:00 Bir Militan: Nurettin Veren 01-01-1970 03:00 Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu’na Açık Mektup, 01-01-1970 03:00 Öfkemden Düşünemiyorum 01-01-1970 03:00 Bir Aptal Soru 01-01-1970 03:00 Türk Aydını Körlük Yaşıyor 01-01-1970 03:00 İnsanlar Neye Göre Oy Veriyor?  01-01-1970 03:00 Bir Tespit Bir Uyarı 01-01-1970 03:00 Şiirli Mektup Bayram Atakul Şiiri  01-01-1970 03:00 Şiirli Mektup  Ahmet Özer Şiiri  01-01-1970 03:00 Şiirli Mektup Şükrü Erbaş Şiiri 01-01-1970 03:00 Şiirli Mektup Gülçin Yağmur Akbulut Şiiri   01-01-1970 03:00 Şiirli Mektup  Mehmet Ercan Şiiri  01-01-1970 03:00 Menderes Niçin Asıldı  01-01-1970 03:00 Şiirli Mektup Resul Hamzatov Şiiri  01-01-1970 03:00 Taylan Hocayı Okurken   01-01-1970 03:00 Şiirli Mektup Metin Demirtaş Şiiri II 01-01-1970 03:00 Şiirli Mektup Birhan Keskin Şiiri 01-01-1970 03:00 Diktatöryal Rejimler Üstüne 01-01-1970 03:00 Bir Şiirli Mektup Özkan Mert Şiiri 01-01-1970 03:00 Meral Hanım Niçin Bağırıyor  01-01-1970 03:00 CHP’nin Sağalmayan Sayrılığı 01-01-1970 03:00 Toprak Çalışkan’a Dair 01-01-1970 03:00 Toprak Çalışkan’a Dair 01-01-1970 03:00 Meşruiyet Üstüne 01-01-1970 03:00 CHP'nin Hal-i Pürmelâli 01-01-1970 03:00 İktidar Kime Yarıyor   01-01-1970 03:00 Bir Mektup  01-01-1970 03:00 İktidarı Tanımlamak 01-01-1970 03:00 Nereye Götürülüyoruz 01-01-1970 03:00 Feryat Ediyorum 01-01-1970 03:00 Bir Ad Verelim  01-01-1970 03:00 Millet İttifakının Oyları Ya da CHP'ye Yol Haritası 01-01-1970 03:00 Bir Zihniyete Reddiye  01-01-1970 03:00 Yenilgiyi Anlamak 01-01-1970 03:00 Bir Kez Daha Siyaset ve Seçim  01-01-1970 03:00 Eksilen Masa 01-01-1970 03:00 Cumhurbaşkanımıza Maruzatımdır 01-01-1970 03:00 Kent Üstüne 01-01-1970 03:00 Seçime Doğru 01-01-1970 03:00 Muhalifete Muhaliflik 01-01-1970 03:00 Kim Memnun 01-01-1970 03:00 Kimi Suçlamalı 01-01-1970 03:00 Sapkınlıklardan Nasıl Kurtuluruz 01-01-1970 03:00 Kendini Önemseyenler Kendi Önemini Bilmeyenler 01-01-1970 03:00 Popülizm 01-01-1970 03:00 Altılı Masaya Bir Öneri 01-01-1970 03:00 Bir Anı, Bir Yorum 01-01-1970 03:00 Mahir Ünal 01-01-1970 03:00 Orban, Erdoğan ve Muhalefet 01-01-1970 03:00 Siyaseten Doyum 01-01-1970 03:00 Kendini Önemseyenler, Kendi Önemini Bilmeyenler 01-01-1970 03:00 Kılıçdaroğlu’nun Kadersizliği - Geldiği Siyasi Merhale 01-01-1970 03:00 Din, Devlet ve Devlet Aygıtları 01-01-1970 03:00 Keskin Solculuk Ya da Sol Komünizm 01-01-1970 03:00 Bir Parti Kurmak 01-01-1970 03:00 İhanet Üstüne 01-01-1970 03:00 Muhafazakarlık, Dincilik, Gericilik 01-01-1970 03:00 Altılı Masa Korkak mı? 01-01-1970 03:00 Kadınlarımıza Bir Anımsatma 01-01-1970 03:00 Bay Bahçeli Ouo Vadis 01-01-1970 03:00 AKP (Erdoğan) Ne Zaman Kaybetti 01-01-1970 03:00 Cumhurbaşkanı Adayı Olarak Mansur Yavaş 01-01-1970 03:00 Metroloji 01-01-1970 03:00 Söz, Söylem, Eylem 01-01-1970 03:00 Quo Vadis Nebati, Quo Vadis AKP? 01-01-1970 03:00 Deve Kuşu Saflığı 01-01-1970 03:00 Bir Panonun Düşündürdükleri 01-01-1970 03:00 Ülkemin Temel Sorunu 01-01-1970 03:00 Halka Anlatılması Lazım 01-01-1970 03:00 Bakanlık Yapmak Bu mudur? 01-01-1970 03:00 Müslümanlar Neden Geri Kaldı 01-01-1970 03:00 Merak Ediyorum 01-01-1970 03:00 Uzun Bir Soru 01-01-1970 03:00 Tarih Potları 01-01-1970 03:00 AKP Neden Gidecek 01-01-1970 03:00 Eleştiriye Güzelleme 01-01-1970 03:00 II Mehmet’i Sahiplenmek II.Abdülhamid’e Özenmek 01-01-1970 03:00 27 Mayıs 01-01-1970 03:00 İlginç Bir Benzerlik 01-01-1970 03:00 Ekonomiden Önemli Olan 01-01-1970 03:00 Ey Türk Gençliği! 01-01-1970 03:00 Ekonomi > Demokrasi 01-01-1970 03:00 Ziya Paşa’yı Anımsamak 01-01-1970 03:00 Sığınmacılar 01-01-1970 03:00 Pazardan Pazara 18 Bir Soru 01-01-1970 03:00 6 Mayıs, Yaşasın Deniz ve Arkadaşları 01-01-1970 03:00 Politik Meşruiyet 01-01-1970 03:00 1 Mayıs 01-01-1970 03:00 Pazardan Pazara 17 Bir Soru 01-01-1970 03:00 Ahlak ve Erdeme Dair 01-01-1970 03:00 Pazardan Pazara 16 Umutsuzluğun Boyutları 01-01-1970 03:00 Döngüsel Kültür 01-01-1970 03:00 17 Nisan 01-01-1970 03:00 Pazardan Pazara 15 Mahalle kahvesi Orban ve Erdoğan 01-01-1970 03:00 Türkiye Macaristan Değildir 01-01-1970 03:00 Pazardan Pazara 14 Mahalle Kahvesi Dün Başka Bugün Başka 01-01-1970 03:00 Neden Refah Toplumu Olamadık 01-01-1970 03:00 Pazardan Pazara 13 Mahalle Kahvesi Çelişkiler 01-01-1970 03:00 Solun Temel Görevi 01-01-1970 03:00 Pazardan Pazara 12 Mahalle Kahvesi Bir Konuğumuz Var 01-01-1970 03:00 Kültür ve Din 01-01-1970 03:00 Pazardan Pazara 11 Mahalle Kahvesi (Çiftçiler) 01-01-1970 03:00 AKP ve HDP 01-01-1970 03:00 Pazardan Pazara – 10 Mahalle Kahvesi 01-01-1970 03:00 TEBRİKNAME 01-01-1970 03:00 Pazardan Pazara 9 Mahalle Kahvesi 01-01-1970 03:00 Masada Neden Yok HDP 01-01-1970 03:00 Demokrasi mi, Cumhuriyet mi? 01-01-1970 03:00 …krasiler 01-01-1970 03:00 Demokrasi Herder ve Keynes 01-01-1970 03:00 İktidar ve Kültür 01-01-1970 03:00 Demokrasi ve Diyarbakır 01-01-1970 03:00 Pazardan Pazara Mahalle Kahvesi 8 01-01-1970 03:00 Bir Oyun mu Oynanıyor? 01-01-1970 03:00 Pazardan Pazara Mahalle Kahvesi – 7 01-01-1970 03:00 Bir Benzerlik Bir Uyarı 01-01-1970 03:00 Pazardan Pazara Mahalle kahvesi 6 01-01-1970 03:00 Dostlarımıza Bir Sitem 01-01-1970 03:00 Pazardan Pazara Mahalle Kahvesi -4 01-01-1970 03:00 Geç Bir Enes Çığlığı 01-01-1970 03:00 Pazardan Pazara Mahalle Kahvesi 3 Kentimden İnsan Manzaraları 01-01-1970 03:00 Bir Tespit, Bir Mukayese 01-01-1970 03:00 Mahalle kahvesi 2 01-01-1970 03:00 Bizim Kahvelerimiz 01-01-1970 03:00 Muhalefete Muhaliflere Bir Sözüm Var 01-01-1970 03:00 Ana Muhalefetin Oyu Neden Artmıyor 01-01-1970 03:00 İbni Haldun’dan Bir Öykü 01-01-1970 03:00 Faşizmin Büyük Silahı: Kontrol Edilebilen Sefalet 01-01-1970 03:00 Bir Kahve Söyleşisi 01-01-1970 03:00 Siyasi Parti Enflasyonu 01-01-1970 03:00 İktidara Giden Yolda 01-01-1970 03:00 Dış Politika Ağıdı 01-01-1970 03:00 Tağşiş 01-01-1970 03:00 Bir Öykü, Bir Teşhir 01-01-1970 03:00 Parlamenter Sistemin İnşası Üstüne 01-01-1970 03:00 50+1 01-01-1970 03:00 Nass Üstüne 01-01-1970 03:00 Helalleşme Üstüne Kenar Notları 01-01-1970 03:00 Biz 01-01-1970 03:00 Demirtaş’ın Sol İttifak Önerisi Üstüne 01-01-1970 03:00 Muhafazakarlarla Hesaplaşmak Ya da Helalleşmek 01-01-1970 03:00 Devlete Öneriler 1 01-01-1970 03:00 DİL SORUNU: OSMANLICA 01-01-1970 03:00 CUMHURİYET 01-01-1970 03:00 Yazamamak Değil Yazmamak 01-01-1970 03:00 Kötücül Bir Kuşku 01-01-1970 03:00 İttifaklar Üzerine 01-01-1970 03:00 Öğrenci Yurtları 01-01-1970 03:00 Politikacılara Politik Olmayan Dersler 01-01-1970 03:00 Yine Laiklik 01-01-1970 03:00 Niçin Saldırıyorlar 01-01-1970 03:00 Afgan Halkı Uluslaşabilir mi? 01-01-1970 03:00 Afganistan: Bir Uluslaşma Sorunu 01-01-1970 03:00 Alkış 01-01-1970 03:00 Kolay Muhalefet 01-01-1970 03:00 İstifa 01-01-1970 03:00 Sığınmacılar 01-01-1970 03:00 Yüreğim Yangın Yeri / Akıl ve Ruh Sağlığım Bozuk 01-01-1970 03:00 Merak 01-01-1970 03:00 Gelecek (Beka) Sorunu 01-01-1970 03:00 Kıbrıs Müjdesi 01-01-1970 03:00 Kim Daha Büyük 01-01-1970 03:00 Genel BAŞKANLARA Çağrı 01-01-1970 03:00 Devleti Kim Yönetiyor 01-01-1970 03:00 Muhalefet Ne Yapmalı 01-01-1970 03:00 Bir Tanım Bir Yorum 01-01-1970 03:00 Doğu Yine Döktürmüş 01-01-1970 03:00 AKP Niçin Gidiyor 01-01-1970 03:00 Ağıt Değil, Feryat 01-01-1970 03:00 Gözlerim Dolu Dolu 01-01-1970 03:00 Son 1915 Yazımdır 01-01-1970 03:00 ŞİİRLİ MEKTUP- ABDULLAH NEFES ŞİİRİ 01-01-1970 03:00 Şiirli Mektup Bir “Son Ada” Değerlendiresi 01-01-1970 03:00 Şiirli Mektup Rıfat Ilgaz Şiiri 01-01-1970 03:00 ŞİİRLİ MEKTUP-BEDRİYE KORKANKORKMAZ ŞİİRİ 01-01-1970 03:00 Şiirli Mektup -Sıtkı Salih Gör Şiiri 01-01-1970 03:00 Fezleke ve Demokrasi 01-01-1970 03:00 CHP’nin Oyları Nasıl Artırmalı 01-01-1970 03:00 İmamoğlu Ne Yaptı 01-01-1970 03:00 İslam Konfederasyonu 01-01-1970 03:00 Grevler ve Demokrasi 01-01-1970 03:00 Kıs Kısa Ekabir-i Devlete Açık Mektup, 01-01-1970 03:00 Kısa Kısa 7 BİZE DE YARDIM EDER MİSİNİZ ? 01-01-1970 03:00 Birinciliklerimiz, Geriliklerimiz 01-01-1970 03:00 Kılını Kıpırdatmamak 01-01-1970 03:00 Dil , Şiddet, Faşizm vs 01-01-1970 03:00 Devlet ve İtibar 01-01-1970 03:00 Korkuyorum 01-01-1970 03:00 BİR YENİ VE MİLLİ MASAL 01-01-1970 03:00 İKTİDAR MOTİVASYONU 01-01-1970 03:00 KISA KISA 4 01-01-1970 03:00 Kısa Kısa 3 01-01-1970 03:00 BAŞKAN GÜLTAK NASIL ÇARK ETTİ 01-01-1970 03:00 Kısa Kısa 2 01-01-1970 03:00 Neo-Liberal Belediyecilik 01-01-1970 03:00 KATAR 01-01-1970 03:00 SEÇİM GELDİ KAPIYA DAYANDI 01-01-1970 03:00 Ortaöğretim Başarıları ve Gelecek 01-01-1970 03:00 Kısa Kısa 01-01-1970 03:00 Reform Gerekli mi 01-01-1970 03:00 Bir Taktik Sorunu 01-01-1970 03:00 Şiirli Mektup Azerbaycan’ın Didaktik Şairi Sabir, 01-01-1970 03:00 Politika ve Vicdan 01-01-1970 03:00 Şiirli Mektuplar Çıtak Ahmet Şiiri 01-01-1970 03:00 10 Kasım’da Bir Mersinli: Reşit Galip 01-01-1970 03:00 Şikâyetname 01-01-1970 03:00 Şeriat Devleti mi? Niçin? 01-01-1970 03:00 Şiirli Mektuplar Aşık Veysel 01-01-1970 03:00 Yeni Bir Nesil 01-01-1970 03:00 Dil, Matematik ve Dilin Matematiği 01-01-1970 03:00 EYVAH, YİNE YANLIŞ CHP 01-01-1970 03:00 Dogmadan Kurtulmak Ya da Aydınlanmanın Tek Yolu 01-01-1970 03:00 ABD Çöküyor mu 01-01-1970 03:00 Biraz İslamî Söyleme Ne Dersiniz 01-01-1970 03:00 İdamlı Demokrasi 01-01-1970 03:00 Dil Bayramını Kutlarken 01-01-1970 03:00 Akdeniz 01-01-1970 03:00 Devlet ve Laik Devlet 01-01-1970 03:00 Millet İttifakı Topal Aslan 01-01-1970 03:00 Ayasofya, Sekülerler Neyi Görmeli 01-01-1970 03:00 Osmanlı ve AKP Osmanlıcılığının Nedeni 01-01-1970 03:00 Gençlik ve Gelecek 01-01-1970 03:00 Ayasofya Üzerinden Din, Eğitim ve Politika 01-01-1970 03:00 Bir Paket Çocuk Bezi ve Demokratik Düşünme 01-01-1970 03:00 Kurultaya Doğru 01-01-1970 03:00 Ali Babacan Başbakan Olur mu? 01-01-1970 03:00 Provakasyon 01-01-1970 03:00 Şiirli Mektup 01-01-1970 03:00 Hayvan Sevgisi Üstüne 01-01-1970 03:00 Hep mi Yanlış Yapılır 01-01-1970 03:00 Millet, Milliyetçilik ve Türk Tarih Kurumu 01-01-1970 03:00 Pandemi Günlerinin Siyasi Tehlikeleri 01-01-1970 03:00 Bir Siyasi Handikap 01-01-1970 03:00 Faşizm, Korporatizm ve Biz 01-01-1970 03:00 İslamcılar Neden Başarılı Oldu 01-01-1970 03:00 Aryanlar ve Biz 01-01-1970 03:00 Quo Vadis Sendikalar 01-01-1970 03:00 2019'dan 2020'ye Bakmak 01-01-1970 03:00 Benzerlik Benzer Sonuç Doğurabilir 01-01-1970 03:00 Türk Solunun Hastalığı: Elitizm 01-01-1970 03:00 Kemalizm Üstüne Çeşitlemeler -IV- Kemalizm ve Ordu 01-01-1970 03:00 Kemalizm Üstüne Çeşitlemeler -V- Kemalizm ve Zamanın Ruhu 01-01-1970 03:00 Kemalizm Üstüne Çeşitlemeler -III- 01-01-1970 03:00 Kemalizm Üstüne Çeşitlemeler -II- Siyasal Yelpazede Kemalizm'in Yeri 01-01-1970 03:00 Kemalizm Üzerine Çeşitlemeler - I -Jakoben bir Rodoslu : Reşit Galip 01-01-1970 03:00 Bir Demokrasi Ölçütü Olarak Laiklik 01-01-1970 03:00 CHP'nin İdeolojik Krizi 01-01-1970 03:00 Devlet Adalet Vesaire 01-01-1970 03:00 Bir Şiirli Mektup Oktay Rıfat Şiiri 01-01-1970 03:00 Osmanlı'dan Kalan En Kötü Miras 01-01-1970 03:00 Cumhuriyet Üstüne Düşünmek 01-01-1970 03:00 Mektup ve Potacının Son Mektubu 01-01-1970 03:00 Bir Açıklama, Ve TÖS Genel Başkanı Fakir Baykurt'tan Bir Şiir 01-01-1970 03:00 Şiirli Mektup Bedirhan Gökçe Şiiri 01-01-1970 03:00 Şiirli Mektup Bedirhan Gökçe Şiiri 01-01-1970 03:00 Krize Sosyal Açıdan Bakmak 01-01-1970 03:00 Gelenekle Düşünmek 01-01-1970 03:00 Bir Şiirli Mektup / Özdemir Asaf Şiiri 01-01-1970 03:00 Neden Japonya Olamadık Diye Sorma, THK’ye Bak... 01-01-1970 03:00 Tarikatlar Denetlenebilir mi ? 01-01-1970 03:00 Konuşmak Üstüne 01-01-1970 03:00 Şiirli Mektup Abdülkadir Bulut Şiiri 01-01-1970 03:00 Kadın Cinayetleri Durdurulabilir mi? 01-01-1970 03:00 Bir Ulusal Sorunumuz: Uygarlık 01-01-1970 03:00 Kurtarıcımız Eğitim Olacak 01-01-1970 03:00 Sağ, Kemalizm’le Neden Kavgalı 01-01-1970 03:00 Biz Korkak Bir Millet miyiz? 01-01-1970 03:00 Bir Demokrasi Ölçütü 01-01-1970 03:00 Şiirli Mektup Küçük İskender 01-01-1970 03:00 Muhalefete Öneriler 01-01-1970 03:00 Eğitim Yılının Sonunda Toplum Mühendisliği Üstüne 01-01-1970 03:00 Okullar Kapanırken Eğitim 01-01-1970 03:00 Düz Adam Üstüne Eğri Büğrü Notlar 01-01-1970 03:00 Eğitim Sistemimizin Hedefi ? 01-01-1970 03:00 Minimal Öykü ve Yeni Bir Minimal Öykücü 01-01-1970 03:00 Hal-i Pürmelalimize Dair 01-01-1970 03:00 Ziya Aykın'ın Romanı Postacının Son Mektubu 01-01-1970 03:00 Yeni Bir Nesil 01-01-1970 03:00 Şiirli Mektup / Azmi Yılmaz Şiiri 01-01-1970 03:00 Atatürk ve Diğerleri 01-01-1970 03:00 2019'da Yaşayacağımız Temel Sorun 01-01-1970 03:00 Şiirli Mektup Refik Durbaş Şiiri 01-01-1970 03:00 Atatürk'ü Anma Gösterileri Üstüne 01-01-1970 03:00 Bir Vakıf: Right Livelihood 01-01-1970 03:00 Dil - II - Ahmet Ümit Aloğlu 01-01-1970 03:00 Devlet Ana / Devlet Baba ve Sorunlarımız 01-01-1970 03:00 Yeni bir Şiirli Mektup / Kavuşamamaların Şiirleri / Ahmet Ümit Aloğlu 01-01-1970 03:00 Bir Şiirli Mektup / MENSUR ŞİİR Ahmet Ümit Aloğlu 01-01-1970 03:00 Bir Şiirli Mektup- Yaşar Miraç şiiri / Ahmet Ümit Aloğlu 01-01-1970 03:00 Şiirli Mektup/ Özdemir İnce Şiiri / Ahmet Ümit Aloğlu 01-01-1970 03:00 Yeni Bir Nesil 01-01-1970 03:00 Devlet Tiyatroları, Opera ve Balesi Üstüne 01-01-1970 03:00 Türkiye'nin Medya Sorunu 01-01-1970 03:00 Seçim Geldi Kapıya Dayandı 01-01-1970 03:00 Terörle Mücadelede İhmal Edilen Husus 01-01-1970 03:00 Bahçeli'nin Koltuğu 01-01-1970 03:00 Anlayamadıklarım 01-01-1970 03:00 Abdullah TOROSLU, Bir Kahraman Portresi 01-01-1970 03:00 Şiddet Akademiye de Sıçradıysa... 01-01-1970 03:00 Tanzimat Dönemi Günümüzden İleri miydi? 01-01-1970 03:00 Muhaliflere Açık Mektup 01-01-1970 03:00 Muharrem İnceye Açık Mektup 01-01-1970 03:00 Deizme Üstüne 01-01-1970 03:00 Mersin Valiliğine Açık Mektup 01-01-1970 03:00 Şiir Dünyasının Yıkıcı Tanrısı Şükrü Erbaş 01-01-1970 03:00 Şiirli Mektup Güneş Topla Benim İçin Diyebilen Şair 01-01-1970 03:00 Kültür, Eğitim ve Zihniyet Üzerine 01-01-1970 03:00 Modern, Modernlik, Modernleşme 01-01-1970 03:00 Pazartesi Yani Abidin Yağmur'un Öyküleri 01-01-1970 03:00 Kültürel İktidar ve Eğitim 01-01-1970 03:00 İş ü İşret (Ayş ü İşret) 01-01-1970 03:00 Şiirli Mektup: Revânî 01-01-1970 03:00 Şiirli Mektup Enver Ercan, Genç Şairlerin Ağabeyi 01-01-1970 03:00 Barış Koyun Çocukların Adını (Refik Durbaş Şiiri) 01-01-1970 03:00 Savaş ve İslam 01-01-1970 03:00 Kemalizmin ve Kemalistlerin Zaafı 01-01-1970 03:00 Şiirli Mektup/Neslihan Mangitay Şiiri 01-01-1970 03:00 İki Söyleşi 01-01-1970 03:00 Bir Yeni Sol (!) İdeoloji 01-01-1970 03:00 Şiirli Mektup/ Oya Uysal Şiiri 01-01-1970 03:00 Şiirli Mektup/ Oya Uysal Şiiri 01-01-1970 03:00 POLİTİKACI VE DİL 01-01-1970 03:00 Devlet Yöneticisinin Özellikleri Üstüne 01-01-1970 03:00 Pompei Tiyatrosu Üstüne 01-01-1970 03:00 Efsane ve Politika 01-01-1970 03:00 Köz Vezni 01-01-1970 03:00 Efsane ve Politika 01-01-1970 03:00 HAKİKAT DEĞİL,TEMENNİ DE DEĞİL,KAÇINILMAZ SONUÇ BU OLACAK 01-01-1970 03:00 Bir Şiirli Mektup Elveda Diyemedik 01-01-1970 03:00 Mersin'e Ağıt 01-01-1970 03:00 İslam Uygarlığı ve Biz 01-01-1970 03:00 Neler Demişlerdi, Neler Yaptılar 01-01-1970 03:00 Politik Kültür 01-01-1970 03:00 Şiirli Mektuplar Anılar Bahçesinin Halis Çiçeği 01-01-1970 03:00 Heykel, Değerlerimize Ters Değil 01-01-1970 03:00 Devlet, Şiddet, Demokrasi 01-01-1970 03:00 ABD Yıkılacak mı? 01-01-1970 03:00 Cihat ve Geç Kalmış Bir Lozan Yazısı /Ahmet Ümit Aloğlu 01-01-1970 03:00 Yürüyüş Bitti, Şimdi Ne Olacak / Ahmet Ümit Aloğlu 01-01-1970 03:00 İslam Alemi Neden Savaşıyor 01-01-1970 03:00 Cemal Paşa'nın Torunu Ne Diyor Böyle? / Ahmet Ümit Aloğlu 01-01-1970 03:00 Kentimiz, Plajlarımız 01-01-1970 03:00 Siyasal Partiler, Liderler ve Toplum Mühendisliği / Ahmet Ümit Aloğlu 01-01-1970 03:00 Meral Hanımın Öfkesi ve Bel'am 01-01-1970 03:00 Mersin'e Sahip Çıkmak 01-01-1970 03:00 Yürüyüş ve Sokak Üstüne 01-01-1970 03:00 Kurumlar İdeolojiler ve Gelecek 01-01-1970 03:00 Kültür, İktidarın "Kültürel İktidar" Özlemi 01-01-1970 03:00 Geçmiş ile Yönetilir mi Bugün? 01-01-1970 03:00 Kültür, Kültürel İktidar 01-01-1970 03:00 Eğitim Yeterli midir Her Sorunu Çözmeye? 01-01-1970 03:00 Arılar ve İnsanlar 01-01-1970 03:00 2019'a Hazırlanırken 01-01-1970 03:00 Bir Aileden İki İnsan 01-01-1970 03:00 1946'dan Bugüne 01-01-1970 03:00 1 Mayıs Üzerine Aforizmalar 01-01-1970 03:00 Şiirli Mektuplar / Engin Turgut Adlı Bir Şair 01-01-1970 03:00 23 Nisan, Ulusal Egemenlik, Demokrasi vs. 01-01-1970 03:00 Ekolojizm 01-01-1970 03:00 Referandum Sonuçları 01-01-1970 03:00 Demokrasimiz 01-01-1970 03:00 Yetmez Ama Hayır 01-01-1970 03:00 Cumhuriyetten Tiranlığa / Ahmet Ümit Aloğlu 01-01-1970 03:00 Referandumun Meşruiyeti 01-01-1970 03:00 Efsane ve Politika 01-01-1970 03:00 Osmanlı, Anadolu ve Uygarlık 01-01-1970 03:00 ABD, Başkanlık ve Bahçeli 01-01-1970 03:00 Hiç Konuşulmayan Bir Hayır Nedeni 01-01-1970 03:00 Devlet, Devlet Adamı 01-01-1970 03:00 Mersinliler Atatürk'e Sahibolunuz 01-01-1970 03:00 Bedriye Korkankorkmaz'ın Şiirinde Beyt-i Bercesteler 01-01-1970 03:00 Osmanlı, Anadolu ve Uygarlık 01-01-1970 03:00 YURTTAŞ NE YAPMALI 01-01-1970 03:00 CUMHURBAŞKANININ GÖREV VE YETKİLERİ 01-01-1970 03:00 BEDRİYE KORKANKORKMAZ'IN 01-01-1970 03:00 Ülkemin Çok Bilmişlerine Bir İki Öykü 01-01-1970 03:00 İnsanlık İlerliyor ya Biz? 01-01-1970 03:00 Şiirli Mektup / Vasıf Şentürk Çağımızın Karacoğlanı 01-01-1970 03:00 Türkiye Çöl Olmasın 01-01-1970 03:00 Korku 01-01-1970 03:00 Yeter 01-01-1970 03:00 FETÖ TARİKATLER SİYASET 01-01-1970 03:00 TÖRÜ BİRLE TÜZSE İLİ BUNUN 01-01-1970 03:00 Çocuk Evlenmelerine Kültürel Açıdan Bakmak 01-01-1970 03:00 ÖĞRETMENLER GÜNÜ ACISI 01-01-1970 03:00 Bahçeli'nin Siyasi Anatomisi 01-01-1970 03:00 Türkiye Neden Bocalıyor 01-01-1970 03:00 Bir Fotoğrafı Okuyabilir miyiz? 01-01-1970 03:00 İnsan Davranışlarının Kökeni Ya da Mutluluk ve Siyaset 01-01-1970 03:00 Sosyal Demokrasi Nasıl Toparlanır 01-01-1970 03:00 Savaş 01-01-1970 03:00 İki Sultan, İki Hitabe 01-01-1970 03:00 Moody's 01-01-1970 03:00 Lozan ve Türk Sağı 01-01-1970 03:00 Kurtuluş Şiirde 01-01-1970 03:00 Tekme 01-01-1970 03:00 Kör Ölür Badem Gözlü Olur 01-01-1970 03:00 Türkiye Fotoğrafı 01-01-1970 03:00 Pragmatizm de Çelişkisini İçinde Taşır 01-01-1970 03:00 Oh! GATA Yok Artık 01-01-1970 03:00 Nasıl Bir Türkiye 01-01-1970 03:00 Şiirli Mektup Yorgo Yannopoulos Şiiri 01-01-1970 03:00 Darbe, Demokrasi ve Uzlaşma 01-01-1970 03:00 Darbe ve Eğitim 01-01-1970 03:00 Şiirli Mektup Kavuşamamışlıklar 01-01-1970 03:00 İyimserlik Hatta Saflık 01-01-1970 03:00 Darbe mi İç Savaş mı? 01-01-1970 03:00 Zenofobi Bir Hastalıktır? 01-01-1970 03:00 Emre Hoca’ya Arzımdır 01-01-1970 03:00 Akıl ve Bilim mi Laiklik mi 01-01-1970 03:00 Şiirli Mektup Sevgili Ünlemcim Özdemir İnce'yi Yazıyorum 01-01-1970 03:00 Zülfü Livaneli’nin İstifası 01-01-1970 03:00 Şiirli Mektup Haziran Kalbim 01-01-1970 03:00 Halk İçin Program Taslağı 01-01-1970 03:00 Kılıçdaroğlu Nereye 01-01-1970 03:00 Osmanlı Nasıl Güçlendi 01-01-1970 03:00 Bugün Bitti Yarın Ne olacak 01-01-1970 03:00 Yazılmamalıydı Bu Yazı 01-01-1970 03:00 Erdoğan Spiritüalizmini Anlamak 01-01-1970 03:00 Kimlik Sorunu Üstüne 01-01-1970 03:00 Umut Üstüne 01-01-1970 03:00 Dilimiz 01-01-1970 03:00 Şiirli Mektup "Ahmet Ada" 01-01-1970 03:00 İstifa 01-01-1970 03:00 Livaneli'nin Yaşar Kemal'i 01-01-1970 03:00 Beş Kadın 01-01-1970 03:00 İnsanın, Doğanın ve Tarihin Anlamı 01-01-1970 03:00 Savaş Günlerinde Sivil Toplum Kuruluşları 01-01-1970 03:00 İstanbul Metaforu Üzerinden Düşünmek 01-01-1970 03:00 Şiirli Mektup "Acıların Sultanı" 01-01-1970 03:00 Düello 01-01-1970 03:00 Osmanlı Hayranlığı Üstüne 01-01-1970 03:00 Hepimizin Bildikleri 01-01-1970 03:00 Evren Paşa Zihniyeti ya da Bir Köy Tarımcısı 01-01-1970 03:00 "Yeni Aydın" lar ve Felsefe Üstüne Birkaç Cümle 01-01-1970 03:00 BOP,GOP,IŞİD 1 01-01-1970 03:00